"Bazı hayatlar, karanlığın üzerine doğan bir şafak gibidir; onlar adanmışlığı sadece yaşamaz, onu nefes alır."
TOPRAĞIN SESİ: SEYDİ OLGUN
Gaziantep’in çetin topraklarından, İslahiye’ye bağlı Kozdere Köyü’nden bir yiğit yükseldi. Adı Seydi Olgun’du. O, sadece bir köyün evladı değil, Türk Milliyetçiliği davasının çelikleşmiş iradesiydi. 9 Temmuz 1980 tarihi gelip çatana dek, bu topraklara olan sarsılmaz yeminini ruhunda taşıdı.
YİRMİ ALTI YAŞIN MUKADDES MESAJI
Seydi Olgun, henüz 26 yaşındaydı. Hayatının baharında, geleceği inşa etme azmiyle doluydu. Mesleği işçiydi; Nizip’te, Ülfet Sabun Fabrikası’nda muhasebeci olarak görev yapıyordu. O, eli kalem tutan, hesabı kitabı bilen, lakin davasından asla taviz vermeyen bir Ülkü Ocağı neferiydi. Onun için, fabrikadaki masası ile ülkü yolundaki duruşu arasında hiçbir fark yoktu: her ikisi de vatana hizmetin bir parçasıydı. O, sıradan bir hayat sürmeyi reddetmiş, varlığını büyük bir idealin hizmetine adamıştı.
O KARANLIK SABAH VE ALÇAKÇA PUSU
Takvimler 9 Temmuz 1980 sabahını gösterirken, saatler 07:30’u vuruyordu. Bu saat, Seydi Olgun’un mesaisine başlamak için evden ayrıldığı, rutin bir kahramanlık yürüyüşünün başlangıcıydı. Lakin o sabah, karanlık bir gölge onu beklemekteydi.
Düşman, onun sırtından vurulacak kadar yalnız, ama davasının büyüklüğü karşısında üç militanı görevlendirecek kadar güçlü olduğunu biliyordu. PKK’nın Nizip sorumlusu Galip Öğüt’ün emriyle, hain bir düzen kurulmuştu. Birecik Caddesi üzerinde, Hükümet Konağı karşısındaki o köşe, vicdansızlığın ve korkaklığın buluşma noktası oldu.
SON ADIM VE DESTANIN MÜHÜRLENMESİ
M. Sıddık Korkmaz, Mehmet Tören ve Bozan Oktay isimli PKK’lı militanlar pusu kurmuş, adanmış bir yüreğin işine giderken attığı adımları bekliyorlardı. Kahramanlık, çoğu zaman planlanmaz; o, tehlike karşısında geri çekilmeyi reddeden iradenin kendisidir.
Kurşunlar yağmaya başladığında, bu yiğit 26 yaşındaki vatan evladı, işçi, dava adamı, tek başına o karanlık gücün karşısında dikildi. Ağır yaralar aldı. Seydi Olgun, alçakça saldırı karşısında düşse de, inancından zerre geri adım atmadı. Kanı, Hükümet Konağı'nın karşısındaki o kutsal toprağa aktı ve orada, olay yerinde şehadet mertebesine erişti.
Onun ölümü, sadece bir can kaybı değildi; adanmışlığın, hiçbir tehdidin dindiremeyeceği bir yangın olduğunu gösteren son, keskin kanıt oldu.
ETERNAL İSTİRAHAT
O büyük kahramanın aziz naaşı, doğduğu toprağa, Gaziantep’in Kozdere köyüne taşındı ve ebediyete uğurlandı. Seydi Olgun, adını 9 Temmuz 1980 sabahı, şafak sökmeden önce atılan hain kurşunlara rağmen, Türk tarihinin şeref sayfalarına kazıdı. O, sadece bir şehit değil, davasına adanmışlığın somutlaşmış haliydi.
Seydi Olgun’un düştüğü yer, sadece bir cadde köşesi değil; vatana adanmışlığın mühürlendiği, destansı bir mihenk taşıdır.