"Bazı ruhlar vardır ki, vatanın çığlığına kulak verir, kendi hayatını ise sadece bir bayrak direği olarak görür."
ÇELİKTEN BİR İRADE: MEHMET ALİ KURU
O, kuru bir isim değildi; o, 1980 yılının kor ateşi içinde erimiş, davasına adanmışlığın sembolüydü. Adı MEHMET ALİ KURU, sıfatı ise gururla taşıdığı "Türk Milliyetçisi Ülkücü" onuruydu. Onun kimliği, sadece nüfus kağıdına yazılan harflerden ibaret değildi; onun kimliği, yeminine ve sarsılmaz inancına yazılmıştı. O, milletinin geleceği için en zorlu mevziye gönüllü olarak yürüyenlerdendi.
MEÇHULLERİN BÜYÜTTÜĞÜ KAHRAMANLIK
Hayatının ayrıntıları, kahramanlığının büyüklüğü karşısında gölgede kalmıştır. Hangi topraklarda gözünü açtığı (DOĞDUĞU YER), bu davaya yürümeden önce elinde hangi mesleğin ustası olduğu (MESLEĞİ), bugün bilinmezliğin asil perdesi arkasındadır. Ancak bu eksiklikler, onun fedakârlığını azaltmaz; aksine, yüceltir. Çünkü o, adının, mesleğinin veya doğum yerinin değil, sadece davasının eri olmayı seçmiştir. Vatanın ihtiyaç duyduğu an, o kişisel kimliğini bir kenara bırakmış, sadece Ülkücü bir nefer olarak öne çıkmıştır.
KADERİN YAZILDIĞI CEPHE: ORDU-FATSA
Yıl 1980’di. Türkiye, karanlık bir fırtınanın tam ortasında savrulurken, Ordu’nun Fatsa ilçesi, mücadelenin en kızılca yaşandığı coğrafyalardan biriydi. Mehmet Ali Kuru’yu bu tehlikeli bölgeye getiren, sadece bir tesadüf değil, ülkü uğruna alınan kararlı bir duruştu. O, Fatsa’nın çetin şartlarında, inancını ayakta tutmak için son nefesine kadar mücadele edeceğini biliyordu. Burası, onun şehadet mertebesine yürüyeceği kutsal topraklar olacaktı.
SON NEFESE GİDEN O KARARLI ADIM
Ve takvimler, kahramanlık destanının yazılacağı o karanlık günü gösterdi: 09 TEMMUZ 1980.
Olay günü ve yaşananlar, metinlerin suskunluğunda saklıdır (OLAY GÜNÜ). Kaynaklar, o son anın dehşetini veya kahramanca direnişin detaylarını anlatmaz. Ama biz biliriz ki, Mehmet Ali Kuru, o meçhul ana, korkakça kaçarak değil, cesaretle ve sarsılmaz bir imanla yürümüştür. Bilinmezlik, onun, vatanın bekası için tereddüt etmeden ölüme atılışının destanıdır.
O gün, Ordu-Fatsa sokaklarında, bayrak yere düşmesin diye canını siper eden bir yiğit, hain bir kurşunla yere düştü. O bir meçhule yürüdü, ancak bu yürüyüş, onu tarihin en parlak yerine taşıdı.
EBEDİYETE YÜRÜYÜŞ
MEHMET ALİ KURU artık bir şehitti.
O, inandığı değerler uğruna hayatını feda ederek, 09 Temmuz 1980’de adını ebediyet defterine yazdırdı. Onun hayatı, sadece bir biyografi değil; çetin bir mücadele döneminde vatanseverliğin ne denli büyük bir bedel ödeyebileceğinin kanıtıdır. O bir Ülkücüydü; son nefesine kadar davasının nöbetini tuttu.
"Mehmet Ali Kuru, sadece bir ölüm tarihi değil; inanç, cesaret ve adanmışlığın 1980 yılının Temmuz sabahına mühürlenmiş destanıdır."