"Adanmışlık, göğsündeki sarsılmaz inançla tanımlanır; ve bazı isimler, yazıldıkları tarihten çok daha öteye, milletin vicdanına kazınır."
KİMLİĞİ VE İDEALİ
O, tarihin sadece rakamlarla değil, toprağa düşen son nefesle yazdığı destanlardan biriydi. Adı, Ülkücü Şehit Yusuf Çam. Doğduğu yer, belki zamanın sisleri arasında kalmış bir detaydı; ancak hangi inançla yaşadığı, hangi ideale baş koyduğu bütün bir millete ilham veren, sarsılmaz bir hakikatti. O, bir Türk Milliyetçisiydi; bu toprağın ruhunu omuzlarında taşıyan, duruşundan asla taviz vermeyen bir yiğitti.
ALIN TERİ VE VURULAN VİCDAN
Yusuf Çam, hayatını alın teriyle kazanan, emeği kutsal bilen sade bir işçiydi. Vatan sevgisini en kutsal görev saydı, milletin geleceği için yüreğini ortaya koydu.
Fakat onu hedef alanlar, tarihin en büyük ironisini taşıyordu. İşçinin hakkını savunduklarını iddia eden, vicdanları devşirilmiş dört katildi onlar. Kendi karanlık ideolojileri uğruna, bir işçinin, bu vatanın öz evladının hayatına kastettiler. O hainler, kendi kahpeliklerini, bir yiğidin namuslu mücadelesine kurşun sıkarak acımasızca işleyeceklerdi.
MALATYA’DA BİR NİSAN KARANLIĞI
Tarih, fedakarlığın mührünü vurduğu o karanlık günü, 08 NİSAN 1980 olarak kaydetti. Malatya’nın Battalgazi ilçesine bağlı Kernek mahallesinde, gece saat 22.00’yi gösteriyordu.
Hainlik, pusunun gölgesinde saklanmıştı. Dört komünist militan, sinsi planlarını uygulamak için, gecenin en kahpe anından ve karanlığın örtücülüğünden faydalanacaktı. Amaçları belliydi: Milletine adanmış bir yüreği, bu topraklardan silmek. O saatte, sokaklar sessizliğe bürünmüşken, Yusuf Çam, omuzladığı davanın ağırlığıyla değil, duruşunun asaletiyle yürüyordu.
SON NEFES VE EBEDİ ŞEHADET
İdeolojik nefret, o gece kızıl bir kurşun yağmuruna dönüştü. Dört katil, kahraman Yusuf Çam’ın üzerine acımasızca mermilerini ektiler. O an, bir çelişkinin ve destansı bir fedakarlığın anıydı. Düşünceleri uğruna dimdik duran o ülküdaşımız, Malatya toprağına doğru yığıldı.
O, bu toprağın, bu coğrafyanın canından çok sevdiği evladıydı. İdealine ve inancına olan bağlılığının bedelini canıyla ödedi. Yusuf Çam düştü; ama düşerken, vatanın her karış toprağına, Türk Milliyetçiliğinin yıkılmazlığını fısıldadı. O bir işçiydi; ve şehadet şerbetini içerek, uğruna savaştığı kadim toprağa karıştı. Ebedi varlığı artık sadece bir biyografide değil, Malatya’nın her taşında, Anadolu’nun her davasında yaşamaya devam edecekti.
"Yusuf Çam’ın kanı, sadece 1980 yılının karanlık bir gecesine değil, uğruna can verdiği vatanın her karış toprağına silinmez bir mühür olarak kazınmıştır."