“Bazı adamlar, doğdukları yerin değil, uğruna öldükleri davanın mührünü taşırlar; Bleda Aybars Tekin de 8 Temmuz sabahı alnına yazılan o mukaddes mührü gururla taşıdı.”
KAHRAMANMARAŞ'TAN YÜKSELEN YILDIZIN ADANMIŞLIĞI
O, 1946 yılında, yiğitliğin ve imanın toprağı olan Kahramanmaraş’ta dünyaya gözlerini açtı. Bleda Aybars Tekin, daha çocuk yaşta, taşıdığı ismin ağırlığını ve sorumluluğunu hisseder gibiydi. İlk ve orta öğrenimini memleketinde tamamladıktan sonra, bilginin ve tarihin peşinden İstanbul’a, kadim şehrin irfan yuvalarına yürüdü. İstanbul Üniversitesi Tarih bölümünden mezun olduğunda, sadece bir diplomayı değil, milletinin tarihini omuzlamanın bilincini de yüreğine yerleştirmişti. Kısa bir süre öğretmenlik yaparak bu bilinci genç nesillere aktardı. Ancak kader, onu daha cephesel, daha zorlu bir mücadele alanına çağırıyordu.
İDEALLERİN ZİRVESİ: SENDİKA VE FABRİKA
Bleda Aybars Tekin, kuru bir akademisyen olmanın ötesine geçti. O, işçi sınıfının haklarını savunmanın, milli duruşun fabrikalarda kök salmasının neferlerinden biriydi. Milliyetçi İşçi Sendikaları Konfederasyonu'na (MİSK) bağlı ÇELİK-İŞ Sendikasında genel sekreterlik gibi kritik bir görevi üstlendi. Aynı zamanda, cepheyi terk etmeyerek, İstanbul Kale Kilit Fabrikası’nda İşletme Müdürlüğü yapıyordu. Bir yanda binlerce işçinin emeği, diğer yanda vatanın geleceği... O, bu iki ağır yükü omuzlarında birleştiren, mesaisini vatanın refahına adayan çetin bir yönetici, bir dava adamıydı.
DOKUZ GÜNLÜK MİRAS VE SON VEDA
Onun hayatındaki en büyük ve en taze mutluluk, tam da fırtınanın kapıda olduğu günlerde yeşermişti. Evliydi ve şehadetinden yalnızca dokuz gün önce, bir erkek evlat sahibi olmuştu. Bir babanın evladının yüzünü doya doya seyredemediği o kısacık zaman dilimi, onun fedakârlığının en keskin nişanıdır. Ailesine duyduğu sevgi ne kadar büyükse, vatanına ve idealine duyduğu bağlılık o kadar derindi. O, evladının geleceği için, karanlığın üzerine yürümeyi tercih eden bir kahramandı.
8 TEMMUZ 1980: ALÇAKLIĞIN TUZAĞI
Takvimler, 8 Temmuz 1980 Salı sabahını gösteriyordu. Şafak, İstanbul sokaklarına henüz yeni yeni sızarken, Bleda Aybars Tekin her zamanki gibi görevine koşuyordu. Sabahın saat 7:50 sıralarında, Fabrikaya ait 34 N 7706 plakalı servis otosu, görev arkadaşları İdare Amiri Turgut Çelme ve direksiyon başında Turgut Deniz ile birlikte yollara düşmüştü. Bu, rutin bir yolculuk değil, ideal uğruna atılan kararlı adımlardı.
Ancak, pusuda bekleyen gölgeler vardı. Bağcılar Atatürk Caddesi köprü durağında, vatan düşmanı ideolojilerin zehirlediği, aralarında bir kızın da bulunduğu dört devrimci solcu-komünist militan, ellerinde silahlarla ülküdaşlarımızın yolunu kesti. O an, bir iş günü, kanlı bir hesaplaşma anına dönüştü.
ŞEHADET ANINA YÜRÜYÜŞ
Silahlar ateşlendi. O üç hain militan, namlularını korkusuzca görevine gidenlerin üzerine çevirdi. Arabayı kullanan, vefalı ülküdaş Turgut Deniz, beyninden kurşunlanarak direksiyon başında anında şehadet şerbetini içti. Bleda Aybars Tekin ve yanındaki Turgut Çelme ise, alçak kurşunlarla ağır yaralandılar.
Ağır yaralı halde, İstanbul Tıp Fakültesi Hastanesine ulaştırılmak üzere yola çıktılar. Ancak Bleda Aybars Tekin’in ruhu, bedeninin acılarına galip geldi. O, hastaneye varmadan, yolda, son nefesini milleti için vererek şehadet makamına erişti.
Dokuz günlük evladına son kez sarılamadan, davasına olan sadakati uğruna genç yaşta can veren bu müstesna Türk Milliyetçisi, 8 Temmuz 1980 sabahı, sıradan bir iş gününü destansı bir kahramanlık anıtına dönüştürdü. O, sadece bir kurşunla yere düşmedi; binlerce ülkücünün yüreğine düşerek, davanın meşalesini daha da güçlü bir şekilde yaktı.
“O, karanlık bir sabah saatinde, dokuz günlük oğlunun geleceği için çıktığı yolda, son nefesini vatana olan imanla verdi. Bleda Aybars Tekin’in öyküsü, bir bitiş değil, adanmışlığın 8 Temmuz 1980’de donarak ebedileşen bir andıdır.”