"Bazı isimler tarihe değil, doğrudan milletin vicdanına yazılır; Ahmet Kılıçarslan, o isimlerden biriydi."
KİMLİĞİ VE BİR İŞÇİNİN DESTANI
O, ne tahtlarda doğmuştu, ne de yüksek mevkilerin sahibiydi. O, alın terinin kutsallığına inanan, toprağın ve milletin yükünü omuzlarında taşıyan biriydi: İŞÇİ. Ancak ruhunda taşıdığı kimlik, tüm unvanlardan yüceydi: TÜRK MİLLİYETÇİSİ ÜLKÜCÜ ŞEHİT AHMET KILIÇARSLAN. O, bir sıfatı değil, bir adanmışlığı temsil ediyordu. Yüreği, demirden yoğrulmuş bir inançla doluydu ve bu inanç, onu gelecekteki büyük fedakârlığa hazırlıyordu.
DOĞUM YERİNİN VE ŞEHADET MAHALİNİN BİLİNMEYEN GİZEMİ
Tarih, bazen kahramanların başlangıç ve bitiş noktalarını kaydetmez; çünkü onların hikayesi belirli bir coğrafyaya sığmayacak kadar büyüktür. Ahmet Kılıçarslan’ın DOĞDUĞU YER kayıtlarda belirsiz kalmıştır; tıpkı bu kutlu duruşun hangi sokakta, hangi şehirde, hangi meydanda sonsuzlaştığı gibi: ŞEHİT EDİLDİĞİ YER de bir sır perdesi altındadır. Bu bilinmezlik, onun mücadelesini lokal bir olayın ötesine taşır; o, vatanın her karış toprağına adanmış bir neferdir. Nerede doğduğunun önemi yoktur; o, Türk milletinin bağrından çıkmıştır. Nerede şehit düştüğünün önemi yoktur; düştüğü yer, sonsuzluğun mihrabıdır.
ADANMIŞLIĞIN KIZIL ÇİZGİSİ: 07 TEMMUZ 1980
Takvimler, karanlık ve çetin bir dönemi işaret ediyordu. Türkiye’nin üstüne gölgelerin çöktüğü o elim yıllarda, her yiğit bir duruş sergilemek zorundaydı. Ahmet Kılıçarslan için o gün, sıradan bir iş günü değil, imanın ve cesaretin sınandığı gündü. 07 TEMMUZ 1980, onun için sadece bir tarih değil, alın yazısının mühürlendiği andı. O gün, sadece bir can teslim edilmedi; bir işçi, inandığı değerler uğruna kendi hayat çizgisini bizzat kendi elleriyle çizdi.
SON ADIM VE VİCDANIN ŞEHADETİ
O karanlık güne dair, resmi kayıtlarda detay yoktur. OLAY GÜNÜ, bir satırlık boşlukla kalır; ancak bu boşluk, Ahmet Kılıçarslan’ın sergilediği kahramanlığın en büyük kanıtıdır. Biz, o an ne yaşandığını tam olarak bilemiyoruz. Bir pusuya mı düştü? Bir direnişin en ön safında mıydı? Ya da sadece inançlı bir duruş sergilediği için mi hedef alındı? Bilinmez.
Fakat biliyoruz ki, o son an, kuru bir tesadüf değildi. O, tehlikenin ateşi üzerine kararlılıkla yürüdü. Bilinmeyen o anın silik detayları, onun demir yüreği karşısında anlamsız kalır. Çünkü Ahmet Kılıçarslan, geriye dönmeyi reddetmiş, vicdanının emrettiği yolda son nefesini vermiştir. O, bilinmezliğin ortasında dahi, davasını satmayan, eğilmeyen ve dimdik duran o son Türk’tü. O, eylemiyle kayıtlardaki boşluğu doldurdu; o boşluk, onun tarifsiz fedakârlığı ile doludur.
ŞEHADETİ VE SONSUZLUKTAKİ YERİ
Ahmet Kılıçarslan, geride sadece bir isim, bir tarih ve bir meslek bıraktı. Ama bu basit kayıtlar, bir milletin kalbine kazınan destansı bir özeti barındırır. Onun şehadeti, tarihin en çetin dönemecinde, bir işçinin dahi ülkü uğruna canını vermekten çekinmeyeceğini gösteren ölümsüz bir yemin oldu. O, bedenini siper ederek, adanmışlık meşalesini gelecek nesillere devretti.
"Bazı hayatlar kısa sürer; ancak bıraktıkları iz, asırların ötesinden gelen bir destanın ilk satırıdır ve o satır, Şehit Ahmet Kılıçarslan’ın adıyla başlar."