"YAŞAMINI RIZKINA DEĞİL, İDEALİNE ADAYANLAR İÇİN SON NEFES, İLK ÖLÜMSÜZLÜKTÜR."
KİMLİĞİ VE ADANMIŞLIĞIN YEMİNİ
Arslan Karakaya... Bu isim, 07 Temmuz 1979’un karanlık göğünde, fedakârlığın yıldızı olarak parladı. O, Samsun’un Kavak İlçesi’nden kopup gelmiş, yüreği millet sevgisiyle mühürlenmiş bir Türk milliyetçisiydi. Kimliğinin en derininde yatan duruş, onu bir esnaf olarak ailesinin geçimini sağlarken dahi, büyük bir davanın neferi yapıyordu. Hayatı basitti, fakat inancı çelikten daha sağlamdı.
YİRMİ BEŞ YILLIK MÜCADELE VE ONURLU RIZIK
Hayatının baharında, henüz 25 yaşındaydı. Bir yuva kurmuş, eşi ve biricik evladının geleceği için Samsun İl Merkezi’ne taşınmıştı. Hastanebaşı semtinde, alın teriyle kazandığı helal rızkı, taksicilik yaparak temin ediyordu. Gündüz direksiyon sallayarak ailesine ekmek götüren bu yiğit, geceleri ise milletinin geleceği için nöbet tutuyordu. O, MHP Samsun İl Teşkilatı yönetiminde görev alarak, sadece bir esnaf değil, aynı zamanda davasının kalkanı olmayı seçmişti. Omuzlarındaki yük ağırdı: Hem ailesine baba, hem vatanına evlat, hem de ülkücü harekete bir liderdi.
07 TEMMUZ 1979: KARARLI ADIM VE SON ZİYARET
Kaderin, kahramanlık destanını yazmak için seçtiği o uğursuz gün, 07 Temmuz 1979’du. Arslan Karakaya, bir zorunluluktan değil, bir gönül bağından dolayı yola çıkmıştı; hedefi hastanede yatan bir ülküdaşını ziyaret etmek, ona destek vermekti. Dava arkadaşlığının en saf ve en tehlikeli hali buydu: Tehlikeye aldırmadan, zor zamanda kardeşinin yanında olmak.
Ziyaretini tamamlayıp, görevini yerine getirmiş bir vicdan rahatlığıyla dönerken, karanlık güçlerin namluları onun yolunu kesti.
SON DİRENİŞ VE DESTANIN MÜHÜRÜ
Sinsi pusu, bir arabanın pervasızca üzerine sürülmesiyle başladı. Bu, tesadüfi bir kaza değil, kasti bir yok etme girişimiydi. Arslan Karakaya, hayatını kurtarmak için değil, o anı kazanmak için son bir hamleyle kendini duvar dibine attı. O soğuk taşa yaslanma anı, onun teslimiyet değil, son direniş anıydı.
Fakat düşmanın hedefi netti. Arabanın başarısız olmasının ardından, duvar dibine sığınmış, idealinden bir adım dahi geri atmamış bu kahramanın üzerine bu kez namlular çevrildi. Gözlerini karartmış düşman, vicdanları donduran o anı yaşattı. Mermi sesleri, Arslan Karakaya’nın 25 yıllık ömrünü Samsun semalarında bir kahramanlık ağıtına çevirdi. Vücuduna isabet eden tam altı mermi, onun davasına olan sadakatinin kanlı mührü oldu.
ŞEHADETİ VE EBEDİ NÖBET
Arslan Karakaya, düştüğü yerde fani hayatını tamamlarken, adını ülkücü hareketin şehitler defterine, altına kanıyla imza atarak yazdırdı. O, ailesi için taksicilik yaparak helal lokma kovalayan bir esnaf olarak yola çıktı; ancak davası için canını ortaya koyan bir kahraman olarak ebediyete intikal etti. 07 Temmuz 1979’da Samsun’da toprağa düşen bu yiğit, geride bir yetim bırakmış olsa da, binlerce ülkücünün yüreğinde sönmeyecek bir meşale bıraktı. Arslan Karakaya’nın şehadeti, Türk milliyetçiliğinin bedelini canıyla ödeyenlerin sarsılmaz kararlılığının bir kanıtıdır.
"ONUN DÜŞTÜĞÜ YER, BİR MEZAR DEĞİL; BİR MİLLETİN KALBİNE EKİLEN, CÜRET VE İDEAL TOHUMUNUN UYANDIĞI, KUTSAL BİR OCAKTIR."