"Bazı ruhlar vardır ki, vatan sevgisini ne ticaretin hesabına, ne de can korkusuna feda ederler. Onlar, en ağır bedeli, en sessiz anlarda öder."
MİLLİYETİN YÜREĞİ VE DAVA
H. YILDIZ ŞENKAL, sadece bir isim değildi; o, 1980’lerin o fırtınalı İstanbul’unda, inancının ve davasının somutlaşmış haliydi. Tarih onu bir Türk Milliyetçisi ve Ülkücü Şehit olarak kayda geçti. Doğduğu yer, fani dünyanın kaydında eksik kalmış olabilir; ancak onun duruşu, bin yıllık bir medeniyetin kararlılığını taşıyordu. O, mesleğiyle hayatın tam ortasında duran bir esnaftı; Gaziosmanpaşa’nın Beşyüzevler semtinde, inancının bayrağını indirmeden yaşam mücadelesi veriyordu.
RIZKIN VE YUVANIN ONURU
İstanbul’un karmaşık caddelerinde, el emeği ve alın teriyle, bir terzi dükkânının ardında hayatın ipliğini dokuyordu. Evliydi ve geleceğe umutla bakan iki evladı vardı. Her sabah, dükkânının demir kapılarını açarken, sadece ticarete değil; iki çocuğuna helal rızık götürme ve milletine yaraşır bir duruş sergileme idealine de hizmet ediyordu. H. Yıldız Şenkal, esnaflığın sükûneti içinde, memleketinin davasını yüreğinde taşıyan, sade hayatın büyük kahramanıydı.
03 NİSAN 1980: VEDA VE İHANET
Takvimler 03 Nisan 1980’i gösterdiğinde, İstanbul'un üzerine karanlık bir gece çökmeye başlamıştı. H. Yıldız Şenkal, gün boyu süren emeğin ardından, dükkânını kapatıp yuvasına, eşine ve çocuklarına kavuşmanın huzuruyla son hazırlıklarını yapıyordu. Tam o anda, mesainin bittiği o eşikte, nefret ve kin, dükkânın kapısından içeri sızdı.
Bu, bir çatışma değil, bir pusu, bir ihanetti. Bir kız ve bir erkekten oluşan, devrimci-solcu komünist ideolojinin soğuk silahlarını taşıyan militanlar, dürüst bir esnafın sığınağına saldırdı. Bu saldırı, sadece bir cana değil, o kişinin temsil ettiği tüm değerlere ve onun ailesinin geleceğine sıkılan alçakça kurşunlardı.
SON NEFESTE BİLE DİRENİŞ
Silahlı saldırı onu ağır yaralamıştı. Kanı, uğruna yaşadığı vatanın toprağına karışmaya başlamıştı. Ancak kahramanın iradesi kurşunlarla sönmedi. O son anlarda bile, pes etmedi; düşmanın önünde diz çökmedi. Vücudunda taşıdığı ağır yaralara rağmen, tek bir hedefi vardı: Çocuklarının beklediği yuvaya ulaşmak.
Canının son kırıntısıyla ayağa kalkarak, Gaziosmanpaşa’nın o karanlık sokağında bir taksi çağırdı. Bu, sadece bir araç çağırma eylemi değil, ailesine ve hayata tutunmanın, yenilgiyi reddetmenin son çığlığıydı. Fakat taksi henüz ulaşamadan, son gayreti tükendi. H. Yıldız Şenkal, çağırdığı taksiye binemeden, ailesine son adımı atamadan, dükkânının önünde, inancının ve fedakârlığının yüceliğiyle şehadet mertebesine erişti. O, rızkını kazanırken vatanın bekası için düşen, unutulmaz bir yiğitti.
"Milletler, toprakları uğruna dükkanının önünde düşen, ancak son nefesinde bile yuvasına dönme azminden vazgeçmeyen kahramanlarını asla unutmaz."