"Vatanın adanmışlık istediği o günlerde, göğsünde taşıdığı imanla yürüdü geleceğe."
KARS’TAN İSTANBUL’A BİR YÜREK SESİ
O, Anadolu’nun çetin coğrafyasından, Kars’ın Arpaçay ilçesinden fışkıran bir yiğitlik tohumuydu. Adı, mücadelesiyle müsemma: DOĞAN ARAS. Bir kimlikten öte, taşıdığı sıfatla anıldı: Türk Milliyetçisi, Ülkücü Şehit. O, hayatının merkezine, milletine ve inancına olan koşulsuz bağlılığını koymuştu. Kaderi, onu mücadelenin en kızgın olduğu yer olan İstanbul’a getirmişti; ancak o, sadece yer değiştirmemiş, davasını da beraberinde taşımıştı.
İŞÇİNİN ALIN TERİ VE İMANI
DOĞAN ARAS, eli nasırlı, yüreği iman dolu bir işçiydi. Özel bir fabrikada çalışarak ekmeğini kazanıyor, alın teriyle rızkını çıkarıyordu. Fakat onun hayatı sadece fabrika çarklarından ibaret değildi. O, Ülkücü İşçiler Derneği’nin (ÜİD) adanmış bir neferiydi. Fabrikanın tozunda ve dumanında bile, vatan sevgisini ilmek ilmek işleyen, ülküdaşları için bir ışık kaynağı olan, ideallerini mesleğiyle birleştiren onurlu bir militandı. Onun için işçilik, sadece bir geçim kaynağı değil, davasının kök saldığı zemin olmuştu.
O KARANLIK GÜN VE BEKLEYİŞ
Takvimler, 07 TEMMUZ 1980’i gösteriyordu. İstanbul, ülkü uğruna dökülen kanın adeta gökyüzüne karıştığı bir sahneydi. Mesai bitmiş, yorgun bedenler dinlenmeye hazırlanmıştı. DOĞAN ARAS, o gün de fabrika çıkışında, hayatın olağan akışına teslim olmuş bir şekilde servisi bekliyordu. Yanında, omuz omuza çalıştığı, aynı davaya gönül verdiği arkadaşı, ülküdaşı Kazım Kuru vardı. Onların tek isteği, o yorgun günün ardından evlerine, huzurlu yuvalarına ulaşmaktı. Onlar bekleyişin sükûnetindeyken, karanlık bir tuzak kuruluyordu.
ZULMÜN SİNSİ HANÇERİ
Ancak o durak, bir dinlenme yeri değil, inancın bedelinin ödendiği son nöbet mahalli oldu. Devrimci solcu-komünist militanlar, mertçe, yiğitçe değil; sinsice, alçakça yaklaştılar. İdeallerin karşısına kalleşliği koydular.
DOĞAN ARAS, arkadan gelen hain bir kurşunla, bir devrimcinin yapmayacağı şekilde, sırtından vuruldu. O an, vatanı için duruşunun bedelini canıyla ödedi. O’nun yere düşüşünü gören, acının ve öfkenin sesini dinleyen arkadaşı Kazım Kuru, çaresizliğin son haykırışıyla "İmdat!" diye bağırdı. Bu yiğitçe refleks, hainlerin nefretini daha da körükledi. Arkadaşını korumaya çalışan Kazım Kuru da, bu karanlık eller tarafından vuruldu.
DOĞAN ARAS, 07 TEMMUZ 1980 tarihinde, İstanbul’un sokaklarında, inancı uğruna şehadete erdi. Alın teriyle kazandığı helal lokması, ülkü aşkıyla birleşerek, fedakârlığının en büyük nişanesi oldu. O, bedenini siper ederek, ülkücü hareketin şehitler kervanına adını altın harflerle yazdırdı.
"O, sırtından vuruldu ama omuzladığı dava asla yere düşmedi. Şehitler ölmez, vatan bölünmez!"