"Bazı hayatlar uzunluğuyla değil, bıraktığı izle ölçülür. O, 21 yıllık ömrüyle bir asra sığacak kadar büyük bir mirasa imza attı."
KİMLİĞİ VE BİR YÜREĞİN SÖZÜ
Adı, Selahattin Siyambaş'tı. O, sadece bir isim değil, ait olduğu topraklara duyduğu derin sevginin ve çelikten bir imanın sembolüydü. Türk Milliyetçisi ve Ülkücü davasının gencecik bir neferiydi. Ordu’nun mütevazı topraklarından, İkizce ilçesine bağlı Kale mahallesinden çıkan bu yiğit, yüreğindeki büyük ideallerle yollara düşmüştü. 21 yaşında, hayatın ve bilimin eşiğindeydi; Gaziantep Eğitim Enstitüsü Matematik bölümünün birinci sınıf öğrencisiydi. O, geleceği inşa etmeye niyetli, kalemiyle olduğu kadar duruşuyla da örnek olacak bir kahramandı.
GURBETTEKİ MÜCADELE VE ADANMIŞLIĞI
Yüksek idealler taşısa da, hayatın mücadelesi onu Gaziantep’e, alın terinin kutsallığına çağırmıştı. Eğitimini sürdürürken, hayatını idame ettirmek için fedakârca çalışıyordu. Ünaldı mahallesinde, Kılıçoğlu Camii yakınlarındaki küçük bir dondurmacı dükkânında tezgâhtar olarak duruyordu. Dondurma tezgâhı, onun için sadece ekmek kapısı değil, aynı zamanda milleti için aydınlık bir gelecek hayal ettiği nöbet yeriydi. O, omuzlarında davasının ağırlığını taşıyan, ne mesleğinden ne de inancından taviz vermeyen destansı bir öğrenciydi.
KADERİN KARARAN GÜNÜ: 6 TEMMUZ 1980
Tarih 6 Temmuz 1980'i gösterdiğinde, Gaziantep’in üzerine hain bir gölge çöktü. Selahattin Siyambaş, her zamanki adanmışlığıyla görev yerindeydi. Karanlık, yüzünü gizleyerek, masumiyet maskesi ardında yaklaştı. İşyerine, sanki sıradan birer müşteriymiş gibi sızan iki bölücü militan, o an orada sadece bir dondurma tezgâhtarını değil, dimdik duran bir imanı hedef aldılar.
KAHRAMANIN SON DURUŞU VE ŞEHADETİ
O an neler yaşandı? Hangi sözler havada asılı kaldı? Selahattin Siyambaş’ın o iki hain karşısındaki duruşu nasıldı? Detaylar bilinmezliğin perdesine sarılıdır; ancak bilinen bir şey vardır: O, inancını satmadı. O, tehdit karşısında eğilmedi. Hainler, alçakça ve sinsice, bir matematik öğrencisinin, bir vatanseverin hayat ışığını söndürmek için ateş açtılar.
Selahattin Siyambaş, bölücü militanların açtığı bu kalleş ateş neticesinde, savunduğu değerlerin bedelini kanıyla ödeyerek oracıkta şehadete erdi. O, ne bir kavgada ne de bir cephede düştü; o, en masum mekân olan işyerinde, sadece inancından dolayı hedef alındı. Bu, sadece bir cinayet değil, idealizme karşı sıkılmış bir kurşundu.
EBEDİYETE UĞURLANIŞ
Gaziantep’te kanını döken Selahattin Siyambaş’ın aziz naaşı, ait olduğu topraklara geri döndü. Kahraman, doğduğu yer olan Ordu ilimizin İkizce ilçesine bağlı Kale mahalle mezarlığında, dualarla ve gözyaşlarıyla toprağa verildi. 21 yıllık kısa ama onurlu hayatı, geride kalanlara cesaretin ve davanın neferi olmanın anlamını miras bıraktı. O, bedenen yurdundan ayrı düşse de, ruhu ve mücadelesi Türk milletinin hafızasına kazınmıştır.
"Selahattin Siyambaş, bir dondurmacı tezgâhında değil, milletinin kalbinde ebediyete uzanan bir nişanla mühürlendi."