“Bazen bir dükkânın kapısı, bir milletin onuru ile çizilmiş son savunma hattıdır. Mustafa Balay, o kapıdan asla geri adım atmadı.”
ADANMIŞ RUH: MUSTAFA BALAY
O, ne askeri bir lider ne de yüksek bir makam sahibiydi. O, basit bir esnaftı; ancak davasına olan bağlılığı, onu adını tarihin sayfalarına altın harflerle yazdıran bir Türk Milliyetçisi, bir Ülkücü Şehit mertebesine taşıdı. İstanbul’un derinliklerinde, Fatih ilçesine bağlı Kocamustafapaşa mahallesinde, Altımermer Caddesi 18 numarada bulunan Keban Ticaret adlı ev aletleri mağazasının sahibiydi. Elinde terazisi yerine yüreğinde imanı taşıyan Mustafa Balay, evliydi ve bu vatan toprağı üzerindeki varlığı, iki evladıyla perçinlenmişti. O, sadece ailesine değil, inandığı fikirlere de adanmış bir baba figürüydü.
HAKİKATİN TİCARETGAHI VE DİRENİŞ
Mustafa Balay’ın dükkânı, sadece ticari bir mekân değil, aynı zamanda MHP’ye olan üyeliği ve ülkücü duruşu sebebiyle, ideolojik bir direniş noktasıydı. O dönemde, karanlık eller bu duruşu susturmak için her yolu denedi. Mustafa Balay, korkunun gölgesinde yaşamayı reddetti. Dükkânı defalarca tehdit edilmiş, zorbalığın ve şiddetin sembolü olan Molotof kokteyli saldırılarına hedef olmuştu. Her tehdit, onun cesaretini bilemekten başka bir işe yaramadı. O, bildiği yolda yürümekten vazgeçmedi; dükkânının kapısını her sabah açarak, inancının asla satılık olmadığını gür bir sesle haykırıyordu.
TEMMUZ ŞAFAĞI VE SON SOHBET
05 Temmuz 1980 sabahı İstanbul’da, kaderin en acımasız cilvesi sahnelendi. Mustafa Balay, her zamanki gibi dükkânında, hayatın olağan akışına teslim olmuştu. Yanında, komşusu ve üç çocuk babası olan, Gima mağazasında bekçilik yapan arkadaşı Muhsin Aslan vardı. İki dost, omuz omuza vermiş, belki memleket meselelerini, belki de evlerinin huzurunu konuşuyorlardı. Ticaretin sükûneti, vatan sevgisinin omuzdaşlığıyla birleşmişti.
KADERİN VURUCU NEFESİ: ŞEHADET
Ne yazık ki, o sükûnet anı, kötülüğün en soğuk ve hesaplı saldırısıyla bölündü. Yasa dışı Devrimci Sol (Dev-sol) terör örgütüne mensup üç militan, Keban Ticaret’in kapısını kırarcasına içeri daldı. Bu, ne bir soygun ne de basit bir cinayetti; bu, bir davanın temsilcisine karşı yapılan planlı bir infazdı. Mustafa Balay ve arkadaşı Muhsin Aslan, sivil hayatın ortasında, kendi ticaretgâhlarında, hain kurşunlara hedef oldular.
Kahramanlığın en destansı yanı, bu saldırının detaylarının bilinmezliğidir. O son anlarda Mustafa Balay’ın geri çekilmek yerine, nasıl bir duruş sergilediği, teröristlerin karşısında nasıl bir yiğitlikle dimdik durduğu; bilinen tek gerçek, onun canı pahasına davasına sahip çıkmış olmasıdır. Mustafa Balay, 05 Temmuz 1980 tarihinde, inancının bedelini ödeyerek, arkadaşıyla birlikte şehadet şerbetini içti. Bir esnafın dükkânı, bir direnişin abidesi, iki yiğidin son nefesi oldu.
“Mustafa Balay, kurşunların susturamadığı bir sesti. O, sadece bir can vermedi; uğruna yaşadığı değerleri, 1980 yılının o temmuz sabahında, İstanbul semalarına mühürledi.”