"Vatan sevdası, en basit nöbeti bile çelikten bir kalkan haline getirir; Muhsin Aslan o kalkanın bekçisiydi."
BİR YÜREĞİN VAZGEÇİLMEZ NÖBETİ: MUHSİN ASLAN
KİMLİK VE ADANMIŞLIK YEMİNİ
O, sadece Gima mağazasında görev yapan bir bekçi değildi; o, üç çocuğunun kahramanı ve yuvasının sarsılmaz direğiydi. Adı, MUHSİN ASLAN’dı. Hayatını, mesleğinin gerektirdiği sessiz sadakat ile kalbinde taşıdığı sönmez ateş olan Türk Milliyetçiliği idealine adamıştı. O, yurdunun düzeni için gece gündüz nöbet tutan, alın teriyle rızkını kazanan ve ülkücü duruşuyla onurunu yücelten, sıradanlığın ötesindeki bir fedakârlık timsaliydi. Ailesinin sıcaklığı, 1980 yılının karanlık ve puslu günlerinde üstlendiği ağır sorumluluğun tek tesellisiydi.
İSTANBUL’DAKİ SON VAZİFE
Tarihin en karmaşık ve çatışmalarla dolu dönemlerinden biri yaşanırken, Muhsin Aslan, görev yeri olan İSTANBUL’da, bir bekçi olarak vatanın sükûnetini koruma mücadelesinin en ön safındaydı. Her ne kadar koruduğu bir ticari yapı olsa da, o biliyordu ki, vatan sevdası ile atılan her adım, her meşru duruş, karanlık ideolojilerin yayılmaya çalıştığı o kaotik ortamda bir direniş noktasıydı.
KADERİN KESİŞTİĞİ AN: 05 TEMMUZ 1980
Takvimler, 05 TEMMUZ 1980 Cumartesi gününü gösteriyordu. İstanbul’un üzerine çöken siyasi gerilimin gölgesinde, Muhsin Aslan, kader arkadaşı Mustafa BALAY ile mağazanın huzurunda durmuş, belki de geleceğe dair umut dolu sözler fısıldıyordu. Bu kısa süreli sükûnet, bir fırtınanın habercisiydi. Onlar, en masum sohbetlerini ederlerken, ülkenin üzerine kabus gibi çöken yasa dışı ve yıkıcı bir örgüt olan Dev-sol (Devrimci Sol) terör örgütünün üç militanı, o anın kutsal huzurunu bozmak üzere baskın düzenledi.
ZULMÜN KARŞISINDAKİ SON DİK DURUŞ
Bu alçakça baskın, sadece bir mala veya mekâna yönelik değildi; Muhsin Aslan'ın ve Mustafa Balay'ın temsil ettiği milli duruşa, namusa ve devlete karşı yapılmış bir ihanetti. Terörün gölgesinde, ideallerinden vazgeçmeyi reddeden bu iki kahraman, yasa dışı militanların hedef tahtasına oturdu. Onlar ki, ellerinde tuttukları her şeyi bırakıp kaçmayı seçebilirlerdi, ancak vatanın bekçileri olarak postlarını terk etmediler.
Muhsin Aslan, karanlığın üzerine kararlılıkla yürüyenlerin saflarına katılarak, teröristlerin hunharca eylemi sonucunda, kurşunlanmak suretiyle şehadet şerbetini içti. Bilinmezliğin örttüğü o son anlarda, Muhsin Aslan’ın attığı o kararlı adım, üç çocuğunun ve mensubu olduğu büyük milletinin geleceği için ödenen en ağır bedel oldu.
İSTANBUL’UN EBEDİ BEKÇİSİ
Muhsin Aslan, basit bir meslek erbabıyken, inancı ve duruşu sebebiyle destansı bir direnişin sembolü haline geldi. O, sadece bir mağazanın değil, milletinin bağımsızlık ve huzur mücadelesinin nöbetini tutarken ebediyete uğurlandı.
"Onlar ki, korudukları vatan toprağının en ağır bedelini canlarıyla ödediler; her fedakârlık, bir sonraki nesle miras kalan bir destandır."