"Bazen en büyük savaşlar, gurbet elde kazanılan ekmek parası değil, o parayla dönüp vatan toprağında kurulan dükkânın kapısını her sabah yeniden açma cesaretidir."
KİMLİK VE HASRET YILLARI
51 yıllık ömrünü, alın teriyle yoğrulmuş, çelikleşmiş bir imana adayan, aslen Trabzonlu, yüreğini Bayburt’un soylu toprağına emanet etmiş bir millet sevdalısıydı o. Mustafa Çakmak... Yıllar boyu gurbet ellerde çalışmış, ömrünü ekmeğini kazanmaya vakfetmiş; lakin ne kadar uzaklaşırsa uzaklaşsın, ruhunda kavrulan o büyük sıla hasreti, onu ait olduğu topraklara geri çağırmıştı. Gurbetçi işçi sıfatıyla başladığı hayat yolculuğu, memleketine döndüğünde bir dava erinin destansı yolculuğuna dönüştü.
ADANMIŞLIĞIN KUTSAL OCAĞI
İstanbul’a yerleştiğinde, mesleği olan mobilyacılığı sürdürerek hayatını kazanıyor, tahtayı yonttuğu gibi milletinin geleceğini de yontuyordu. O sadece bir işçi değildi; o, ülkücü camianın sarsılmaz saflarında, davasının bayraktarıydı. İnancını eyleme dönüştürerek, İstanbul MHP Şişli İlçe Teşkilatı Yönetim Kurulu Üyeliği gibi zorlu bir görevi omuzlamıştı. Elli bir yaşında olmasına rağmen, gençlerin önünde bir dağ gibi duruyor, bu vatanın birliği ve dirliği için en tehlikeli cephede yer almaktan zerre çekinmiyordu.
DÜKKANDA YANAN CESARET ATEŞİ
Kahramanlar, sessizce yaptıkları tercihlerle anılırlar. Mustafa Çakmak’ın dükkânı, sadece mobilya ürettiği bir mekân değil, adeta inancın ve başkaldırının sembolüydü. Zira bu kutsal mekân, komünist militanlar tarafından defalarca bombalanmış, hedef gösterilmişti. Her patlamanın ardından, dükkânının camları kırılırken, O’nun kararlılığı daha da çelikleşiyordu. Biliyordu ki, bu saldırılar sadece bir işyerine değil, temsil ettiği büyük fikre yöneltilmişti. O, her seferinde dükkânının kapısını yeniden açarak, teröre karşı en büyük direnişi sergilemiş, geri adım atmayacağını düşmanlarına haykırmıştı.
SON AKŞAM: 04 TEMMUZ 1980
Takvimler 04 Temmuz 1980 Cuma akşamını gösteriyordu. İstanbul, Çağlayan’ın dar sokaklarında, Hürriyet Mahallesi Dr. Cemil Bengü Caddesi üzerinde, saat 18.00 sıralarında, göğsüne yuvalanacak ihanetten habersizdi.
O, inançla çıktığı bu yolda, bedelini ödemeye hazır bir kahramandı. Alçakça kurulmuş bir pusu, karanlık emellere hizmet eden iki komünist militan tarafından o caddenin sessizliğine fırlatıldı. Kırk yıllık emeğin ve elli bir yıllık imanın sahibi, bir işçi, bir dava adamı olan Mustafa Çakmak, namlunun karşısına dik durdu.
EBEDİ FERİKÖY UYKUSU
O an, mesleğinin ve davasının tüm ağırlığı omuzlarında, milletinin geleceği için son nefesini verdi. Kurşunlar bedenini delip geçerken, adanmışlığı sonsuzluğa ulaştı. Mustafa Çakmak, 04 Temmuz 1980 günü, vatan için düşülen en onurlu makam olan şehadete erdi.
Geride bıraktığı mobilyalar belki zamanla eskiyecek, lakin gösterdiği o büyük fedakârlık, Şişli’nin karanlık caddelerine düşen bir ışık olarak tarihe kazındı. Kahramanımızın naaşı, İstanbul’un huzur ve sükûn sığınağı olan Feriköy Mezarlığı’nda, toprağın kucaklayıcı merhametine teslim edildi. Orada, omuzladığı davanın yükünden azade, ebedi uykusuna yattı.
"Kimi zaman bir işçi, vatanı için en zorlu yönetici kurulunda görev alır; kimi zaman bir baba, dükkânı bombalanırken bile inancından vazgeçmez. Mustafa Çakmak’ın fedakârlığı, alın terinin kutsallığı ile şehadetin yüceliğinin destanıdır."