“DURAN SAATLER DEĞİL, UĞRUNA VAZGEÇİLEN HAYATLAR TARİH YAZAR.”
ERZURUM’DAN İSTANBUL’A VURULMUŞ BİR MÜHÜR: MEHMET FENER
1961 yılında, davanın kışlağı Erzurum’da açtı gözlerini. Mehmet Fener, gencecik bir fidanken, hayatını İstanbul’un karmaşık ve fırtınalı sokaklarına taşıdı. Mesleği, ellerinin zarafetini ve emeğini yansıtan sarrafçılıktı; Bakırköy’e bağlı Parseller mahallesinde, bir kuyumcu dükkânının ardında, ışıkla ve değerle uğraşıyordu. Ancak o, sadece parlayan metallerin değil, aynı zamanda ulvi bir ideanın da bekçisiydi. Henüz bekârdı, hayatın baharında, ama ömrünü bir kavgaya adamış, fani dünyanın sunduğu tüm güzelliklere sırt çevirmişti.
MÜCADELE CEPHELİKTE DEĞİL, RUHTA YAŞAR
Mehmet Fener, MHP Bakırköy İlçe teşkilatının yönetiminde görev alarak, inandığı değerler uğruna cephedeki yerini almıştı. Onun adanmışlığı, bedeninin sınırlarını zorluyordu. Sağlık sorunları nedeniyle fiziki görevinden ayrılmak zorunda kalsa da, ruhunun yemininden asla vazgeçmedi. Zira onun mücadelesi makamlarda değil, yüreğinin en derinlerinde atıyordu. O, sokaktaki esnaf, mahallesindeki ülkücü duruşuyla bir kale gibi ayakta duruyordu.
ESNAF GİYSİSİ İÇİNDEKİ KAHRAMAN: KORKUYA DİRENİŞ
Onun hayatı, yaklaşan büyük fırtınanın ortasında, adeta bir kurbanlık gibi işaretlenmişti. Mehmet Fener, tehdidin somut bir gerçeğe dönüştüğünü biliyordu. Şehadetinden sadece on gün önce, ekmeğini kazandığı, emeğini döktüğü dükkânı, karanlık eller tarafından bombalanmıştı. Bu yetmezmiş gibi, bundan altı ay önce, yine aynı devrimci solcu-komünist militanlar, canından çok sevdiği babasını vurmuşlardı.
Herkes bu kadar ağır bedeller karşısında geri çekilmeyi seçebilirdi. Fakat Mehmet Fener, tehdit ne kadar büyürse büyüsün, dükkânının kepengini değil, vicdanının kapısını açık tuttu. O, korku gölgelerinin üzerine bilerek yürüyen, her anı bir fedakârlık yeminiyle yaşayan bir kahramandı.
O KARANLIK GÜN: SON VAZİFE
Tarih 04 Temmuz 1980’i gösteriyordu. İstanbul, ideolojik çatışmanın en şiddetli yaşandığı günlerden birini daha yaşıyordu. Mehmet Fener, artan olaylar sebebiyle dükkânını her zamankinden daha erken kapatmak zorunda kalıyordu. O gün de, sokağın tehlikesine karşı tedbir alarak, dükkânını kapatma hazırlığı içindeydi. Bu basit eylem, bir esnafın son göreviydi.
Tam bu sırada, karanlık ideolojinin maşaları, dükkânının kapısından içeri, o son adımını attı. Mehmet Fener, sığınağını, ekmek teknesini ihlal eden hain saldırganlarla yüzleşti. Bir kuyumcu dükkânı, bir anda şerefli bir nöbet noktasına dönüştü.
KAPANMAYAN IŞIK: 04 TEMMUZ 1980 ŞEHADETİ
Mehmet Fener, henüz 19 yaşında, hayatının tüm ihtişamını ve hayallerini bir ideal uğruna feda etmişti. Devrimci solcu-komünist militanlar, onu, elleriyle kurduğu dükkânın ortasında kurşunlayarak haince şehit ettiler.
O’nun şehadeti, kuru bir olay değil, Erzurum’dan getirdiği onurlu duruşun, İstanbul’da atılan son kurşunla ebediyete yükselişidir. O, canıyla ödediği bedelle, davasına olan bağlılığın en net tanımını yaptı. Mehmet Fener'in dükkânı kapandı, ancak ülkücü mücadelesinin ışığı, o karanlık Temmuz gününde İstanbul semalarına yayılarak sonsuza dek yandı.
“MEHMET FENER, CANINI GÖSTERDİĞİ FEDAKÂRLIKLA DEĞİL; O TEHLİKEYİ BİLEREK HER SABAH KEPENGİNİ AÇMA CESARETİYLE ÖLÜMSÜZLÜĞE ULAŞTI.”