"Vatanın göğsüne saplanan her hançere karşı, korkuyu bir kenara bırakıp kendi canını siper edendir gerçek kahraman."
KİMLİĞİ VE YÜKSEK DİK DURUŞU
Çorum’un kadim topraklarında filizlenen, ideali uğruna hayatını adamış, davasının bekçisi büyük bir ruhtu o: Hasan Bağzık. Doğduğu şehir olan Çorum, ona hem yuva hem de mücadele alanı olmuştu. O, sadece bir vatandaş değil, inancıyla yoğrulmuş bir Türk Milliyetçisi, bir Ülkücü neferiydi. Mesleği ise insanlığa şifa dağıtmaktı; o bir Dişçi’ydi. İyileştiren elleri, gerektiğinde yurdunu savunan sarsılmaz bir iradeye dönüşecekti.
BİR ŞEHRİN VİCDANI: SARILIK MAHALLESİ
Hasan Bağzık, hayatını kurduğu Sarılık Mahallesi’nde ikamet ediyor ve aynı yerde hekimlik görevini sürdürüyordu. O’nun dükkanı, sadece bir muayenehane değil, mahallenin sükûnetinin, komşuluk ahlakının ve huzurunun bir simgesiydi. Kendi elleriyle kurduğu bu yuva, onun fedakârlığının kalbiydi. O, sadece dişleri onarmıyor, aynı zamanda mahallenin sosyal dokusunu da koruyor, geleceğe dair umutları sağlamlaştırıyordu.
ZULMÜN GELDİĞİ O KARA TEMMUZ
Tarih 4 Temmuz 1980’i gösterdiğinde, Çorum’un üzerine bir karabasan çöktü. Kent, nefretin ve yıkımın pençesine düşmüştü. Çorum olayları adı verilen o karanlık günlerde, devrimci solcu-komünist militanlar, gözleri dönmüş bir hırsla, düzene, huzura ve vatanın bütünlüğüne karşı topyekûn bir saldırı başlatmıştı. Şehrin sokaklarında yakıp-yıkma eylemleri tırmanıyor, şiddet kontrolsüz bir ateşe dönüşüyordu. Bu kaos, sıradan bir hayat süren Dişçi Hasan Bağzık’ın da kapısına dayanmıştı.
FEDAKARLIĞIN SON NÖBETİ
Kaosun ortasında, Hasan Bağzık bir tercihte bulundu. Geri çekilmek yerine, dükkanının ve mahallesinin önünde, yani davasının ve hayatının tam merkezinde durdu. O an, bir hekimin önlüğü değil, bir kahramanın zırhı üzerindeydi. O, sadece kendi malını değil, temsil ettiği değerleri, vatanın namusunu korumak için nöbet tutuyordu. İşte tam o esnada, gözü dönmüş, acımasız katil sürüsünün silahlı saldırısı ile karşılaştı.
Silahlar patladı. O, dükkanının önünde, Sarılık Mahallesi’nin sessiz tanıklığı altında, inançlarından zerre taviz vermeden can verdi. Kahramanlık, eylemlerin detayında değil, o zorlu günlerde, tehlikeye rağmen atılan o son adımda gizliydi. Hasan Bağzık’ın düşüşü, yalnızca kişisel bir kayıp değil; zulme karşı gösterilen cesaretin, milli duruşun ve en önemlisi ödenen borcun destansı mührüydü. 4 Temmuz 1980’de Çorum, büyük bir şehit kazanmıştı.
"O, sadece bir can vermedi; zulmün en karanlık gününde Çorum toprağına cesaretin ve davanın mührünü vuran bir destan yazdı."