"Bazı hayatlar, baharında filizlenirken bile kışa meydan okur; onlar, 17 yaşında bir sancağın ağırlığını omuzlayanlardır."
KIZILTOPRAKLARIN SESSİZ YEMİNİ
Tarih 4 Temmuz 1979’u gösterdiğinde, Hatay’ın yiğit ve çelik gibi İskenderun toprakları, henüz çok genç bir adanmışlık yemininin bedelini ödeyecekti. Bestami Bakır, doğduğu bu şehirde, rüzgârın ve denizin şahitliğinde, ülkülerinin sancağını omuzlamıştı. Adı, memleketinin kaderiyle mühürlüydü; doğduğu yer İskenderun’du ve son nefesini verdiği yer de orası olacaktı.
17 YILLIK KISA BİR SANCAK ÖMRÜ
Henüz gencecikti. Ömrü, takvimde sadece 17 yıl sürmüştü. Cumhuriyet Lisesi’nin ikinci sınıf sıralarında oturan bu delikanlı, kitapların ve ideallerin peşindeydi. Ancak o sadece bir öğrenci değildi; o, okulun ülkücü teşkilat başkanıydı. Sancak, onun omuzlarına yüklenmişti. Pınarbaşı Mahallesinde, her gün yürüdüğü o sokaklar, onun kararlılığına tanıklık ediyordu. O yaşta, omuzlarında taşıdığı sorumluluk, geleceğin ağırlığıydı.
TEHLİKENİN GÖLGESİ: SINIFLARDAKİ CEPHEDE DURUŞ
Lise, artık bir eğitim yuvası olmaktan çıkmış, ideolojik çatışmanın sert rüzgârlarının estiği bir cepheye dönmüştü. Okulda, devrimci solcu-komünist militanların baskısı dayanılmaz boyutlara ulaşmış, inançları uğruna duruş sergileyen ülkücü öğrenciler, bu karanlık tehdit yüzünden okula gitmekte dahi zorlanıyorlardı.
Bestami Bakır, 17 yaşında bir liderin soğukkanlılığıyla, bu teslimiyeti kabul etmedi. O, arkadaşlarının okula dönebilmesi, seslerinin kısılmaması için bir çıkış yolu bulmak zorundaydı.
SON GÖREV: ÇÖZÜM İÇİN ATILAN KUTSAL ADIM
O gün, Bestami sadece evine gitmek için yürümedi. O, baskı altındaki ülküdaşlarının yüzüne yeniden güneş doğuracak çözümü bulmak için hareket etmişti. Teşkilatın ağabeyleriyle görüşecek, bu zorbalığa bir dur demek için bir strateji geliştirecekti. Okuldan çıktı, yüreğinde bu ulvi görevle, önce evine uğramak üzere yola koyuldu.
Bu, bir liderin, bir teşkilat başkanının, korkaklığı reddederek attığı son adımdı.
Yürüdüğü o İskenderun sokağı, onun son anıtı olacaktı. Hiçbir lider, tehlikeyi görmezden gelmezdi; Bestami de bu riskin farkındaydı. Ancak yürümek zorundaydı. Kararlılıkla ilerlerken, yolda aniden önü kesildi. Devrimci solcu-komünist zihniyetin kurşunlarını taşıyan 3 militan, o yiğit gencin yanına yaklaştı.
4 TEMMUZ 1979: YÜREĞE SIKILAN KURŞUNLA YÜKSELİŞ
Söz söylenmedi, uyarı yapılmadı. Henüz baharında olan bir hayatın sancağını taşıyan 17 yaşındaki Bestami Bakır’a, haince ve acımasızca kurşun sıktılar.
O an, Bestami sadece bir öğrenci değildi; o, inandığı değerler uğruna tüm tehlikenin üzerine yürüyen bir kahramandı. Ağır yara aldı. Düşerken dahi, geride bıraktığı ülküdaşları için başlattığı çözüm arayışının ruhu dimdik ayaktaydı.
Bestami Bakır, 4 Temmuz 1979’da, tüm fedakârlığıyla, 17 yıllık kısa ömrünün son anını İskenderun sokaklarında yaşadı ve olay yerinde şehadet mertebesine erişti.
"O gün, İskenderun’un bir sokağında sadece bir can değil, gençliğin geleceğe olan borcu ödendi; Bedeli 17 yaş."