"Bazı hayatlar, nehirler gibi akıp giderken; bazıları, inançlarının uğruna, bir set gibi dikilir ve orada donar. Zülküf İsot’un destanı, işte bu son duruşun adıdır."
KİMLİĞİ VE ANADOLU’NUN YİĞİT NEFERİ
Adı, ülkücü mücadelenin onurlu defterine kanla yazıldı: ZÜLKÜF İSOT. O, Elazığ’ın yiğit toprağı olan Baskil’den filizlenmiş, ruhunu Türk milliyetçiliğinin sarsılmaz inancıyla mühürlemiş bir neferdi. Bir meslekten çok bir adanmışlığı temsil eden ‘İşçi’ kimliğiyle, hem ailesinin rızkını kazanmak hem de büyük davasının ateşini canlı tutmak için çalışıyordu.
BÜYÜK ŞEHİRLERE UZANAN RIZK YOLCULUĞU
Ekmek davası, onu Anadolu’nun kalbinden alıp İstanbul’a, metropolün çetin şartlarına sürüklemişti. Yeşilköy (Atatürk) Havaalanı’nın yoğun temposunda, alın teriyle geçimini sağlamak için çalışıyordu. Ancak o, sadece bir işçi değildi; vücudu yorgun düşse de ruhu asla yorulmazdı. Fırsat bulduğu her an, büyük ülkünün bayrağını daha yükseğe taşımak için Ülkücü teşkilatların faaliyetlerine katılıyor, inandığı değerleri omuzluyordu. İstanbul’un karmaşası içinde dahi, davasına olan sadakati sarsılmaz bir kale gibi duruyordu.
MEMLEKET HASRETİ VE SON DÖNÜŞ
Ruhunda taşıdığı Baskil hasreti, onu geri çağırdı. Ailesini, topraklarını özleyen Zülküf, bir an bile tereddüt etmeden yuvasına döndü. Bu dönüş, basit bir ziyaret değildi; bu, bir kahramanın yazgısıyla yüzleşmek üzere attığı kararlı bir adımdı. O karanlık günler, fedailerin adımlarını izliyordu. Devrimci solcu-komünist unsurlar, onun memleketine geldiğini öğrenmiş, bu onurlu duruşa pusu kurmak üzere hazırlık yapmışlardı. O, tehlikenin farkındaydı, ama ne bir adım geri attı ne de inancından taviz verdi.
KAHVEHANE MEYDAN OKUMASI
Takvimler 04 TEMMUZ 1977’yi gösterdiğinde, Elazığ’ın bu yiğit evladı, akşamüzeri arkadaşlarıyla bir kahvehanede oturdu. Huzur içinde sohbet ederken, yan masada oturan devrimci solcu-komünist grup, sataşmaya başladı. Bu, sadece bir tartışma değildi; bu, iki zıt dünya görüşünün son çarpışmasıydı. Zülküf İsot, inançlarının ve savunduğu değerlerin ışığıyla dimdik durdu, sözleriyle hasımlarının iddialarını yerle bir etti.
Tartışmada üstün gelemeyeceklerini, fikir ve iman gücü karşısında yenilgiye düştüklerini anlayan korkaklar, bu kez silaha sarıldılar. Fikirleri yenilenler, namluları doğrulttular. Bu, Zülküf İsot’un duruşunun ne denli sarsılmaz olduğunun en acı kanıtıydı.
27 KURŞUNLA YAZILAN DESTAN
Cesaretin bedeli ağırdı. İhanet ve korkaklıkla çekilen o silahlar, hayat dolu bir vücuda mermi yağdırmaya başladı. Zülküf İsot’un vücuduna tam 27 kurşun isabet etti. Bu, sıradan bir cinayet değil; bu, bir imanın topyekûn saldırı karşısında dahi eğilmediğini gösteren destansı bir fedakarlıktı.
Olay yerinde, en büyük mertebeye, şehadet makamına ulaştı. Baskil’in toprağı, İstanbul’un işçisi, davasının fedaisi Zülküf İsot; 04 Temmuz 1977 günü, 27 kurşunla sadece hayatını değil, inancının gücünü de ölümsüzleştirdi. Adı, Türk Milliyetçiliği davasının şehitler kervanına katılarak ebediyete intikal etti.
"Bazı savaşlar, bir kurşunla kaybedilmez; 27 kurşunla dahi susturulamayan sesler, o savaşın sonsuz zaferini ilan eder."