"Bazı hayatlar sadece yaşanmaz; bir ideale feda edilir ve bu feda, geride kalanların hafızasında, nesiller boyu sürecek bir yemin olarak mühürlenir."
BİR YÜREĞİN KİMLİĞİ VE ADANMIŞLIĞIN ANDI
Ordu'nun Aybastı ilçesinden yükselen bir yiğitlik sesiydi TURAN ŞAHİN. O, yirmi altı baharında, hayatının en verimli çağında; evli, üç çocuğunun gür sesiyle şenlenen ocağın direğiydi. Doğduğu topraklar olan Aybastı’ya bağlı Beylerli köyünün (günümüzde Kabataş’a bağlı) sade bir ferdi olmasına rağmen, ruhu büyük bir davanın ateşiyle yanıyordu.
Mesleği, kimliğinin önüne geçmeyen bu adsız kahramanın hayatı, maddiyatın ötesinde bir gaye ile tanımlanmıştı. O, sadece ailesine değil, inandığı davasına da babalık ediyordu. Ülkücü gruplara sunduğu maddi ve manevi destek, onun duruşunun, geri adım atmayan kararlılığının somut bir nişanesiydi. Yeğeni Türk Milliyetçisi Salih Maytalman ve şehit yoldaşı Nevzat Karayün ile birlikte hareket eden bu destansı ruh, karanlık günlerde ışık olabilmek için varını yoğunu feda etmekten çekinmiyordu.
TEHDİTLERİN GÖLGESİNDE BİLİNÇLİ SEÇİM
Hizmet ettiği idealin büyüklüğü, üzerine düşen gölgenin de ne denli ağır olacağını gösteriyordu. Turan Şahin, aldığı her nefeste artan tehditlerin farkındaydı. Ancak o, korkunun değil, imanın ve kararlılığın rehberliğinde yürümeyi seçmişti. Bilirdi ki, bazı yollar dikenli olsa da, atılması gereken adımlar geri çevrilemezdi.
Bu toprağın evladı, tüm uyarıları hiçe sayarak, hayatını adadığı değerler uğruna düşmanlarının hedef tahtası olmayı göze almıştı. O, sıradan bir hayatı değil, milletine ve davasına adanmış onurlu bir sonu seçenlerdendi.
03 TEMMUZ 1980: VEDA DEĞİL, YEMİN GÜNÜ
Takvimler 03 Temmuz 1980’i gösterdiğinde, Ordu toprakları büyük bir ihanete ve akıl almaz bir zulme tanıklık edecekti. Turan Şahin, komünist militanların kurduğu alçakça bir silahlı pusunun tam ortasında kaldı. O an, bir babanın ve bir kahramanın son direniş anıydı.
Fakat bu vahşi saldırıyı dehşet verici kılan, sadece kurşunların soğukluğu değildi. Henüz yedi yaşındaki masum oğlu Mustafa, babasının son nefesine, son mücadelesine gözleri önünde şahit oldu. Turan Şahin’in vücuduna isabet eden tam seksen (80) kurşun yarası, düşmanın sadece bir cana değil, o ülküye duyduğu kini gösteren bir vahşet belgesiydi. O gün, Turan Şahin, canını feda ederek, Ülkücü şehitler kervanına adını altın harflerle yazdırdı.
ZULMÜN KARANLIĞI VE ÖDENEN MİRAS
Turan Şahin’in şehadeti, zulmü dindirmeye yetmedi; aksine, düşmanın acımasızlığı bu kahramanlığın ardından daha da karanlık bir çehreye büründü. Komünist militanlar, şehidimizin ailesini tehdit etmeye devam ederek, o iğrenç eylemin ‘80 kurşun parasını’ talep etti.
Acılı ailenin, yarasını sarmasına dahi müsaade edilmedi; cenazenin kalkması engellendi, psikolojik baskı dayanılmaz boyutlara ulaştı. Zulüm, bir adım daha ileri giderek, "devrim gideri" adı altında çok yüksek bir meblağ istedi – öyle bir miktar ki, o dönemde Aybastı'da altı arsa alınabilirdi. Aile, "bu miktar ödenmezse aileden birini daha öldüreceğiz" tehdidi karşısında, can korkusuyla bu yüklü ödemeyi yapmak zorunda kaldı. Bir kahramanın kanı yerde kalırken, ailesi fedakârlığın en ağır bedelini ödüyordu.
MUSTAFA'NIN KADERİ VE EMANETİN TOPRAĞI
En büyük yara ise, babasının şehadetine gözleriyle tanıklık eden, yedi yaşındaki Mustafa’nın kalbindeydi. O küçük yürek, yaşadığı dehşetin yükünü taşıyamadı. Babasının şehadetinden sadece altı ay sonra, bindiği traktörün kaza geçirmesi sonucu, Mustafa da Rahmet-i Rahmana kavuştu.
Böylece, Turan Şahin’in fedakârlığı sadece kendi canıyla sınırlı kalmadı; o karanlık gün, masum bir çocuğun da kaderini mühürledi. Türk Milliyetçisi Ülkücü Şehit Turan Şahin, yattığı yer olan köyünde, Aybastı’nın Beylerli topraklarında, mücadelesinin sessiz nişanesi olarak ebedi istirahatgâhına uğurlandı.
"Turan Şahin, bir bedel ödedi. Ancak unutulmamalıdır ki, canını vatan toprağına emanet edenlerin mirası, hiçbir tehditle ölçülemez, hiçbir meblağ ile satın alınamaz ve bu kahramanlık, oğlunun gözlerinde parlayan son ışıkla sonsuza dek mühürlenmiştir."