"Bazılarının hayatı bir devir kapatmakla kalmaz; o hayat, geleceğe bırakılmış sarsılmaz bir kararlılığın, ateşe yürüyüşün destanıdır."
KİMLİĞİ VE BİR ÖMRÜN DURUŞU
1911'de, Karadeniz’in hırçın rüzgârlarının hüküm sürdüğü Trabzon’un Yomra Kazası’nda doğdu MEHMET ŞAHİNCİ. O, gençlik yıllarının heyecanını geride bırakmış, hayatın sorumluluklarını omuzlamış bir baba, bir esnaf ve bir dava adamıydı. Çorum Bahçelievler mahallesinde, Saat Kulesi'nin hemen yanı başında kurduğu kırtasiye dükkanı, onun yalnızca geçim kaynağı değil, aynı zamanda milli duruşunun da bir karargâhıydı. Evliydi ve geride bırakacağı üç can emaneti vardı. Mehmet Şahinci’nin kimliği, sakin bir yaşam sürmek yerine, Türk milliyetçiliğinin en çetin sınavlarından birini vermeye talip olmuş bir yüreği temsil ediyordu.
YANGININ ORTASINDAKİ ESNAF
Çorum, 1980’lere doğru ilerlerken, Mehmet Şahinci’nin memleket sevdasının bedelini ödediği acımasız bir mücadele alanına dönmüştü. Kırtasiye dükkanı, sessiz direnişinin sembolüydü ve bu yüzden düşman eller tarafından hedef gösterilmişti. Dükkan, daha önce tam iki kez, alçakça kundaklanmıştı. İki kez yangınlar söndürülmüş, iki kez küllerinden yeniden doğmuştu. O, tehditlere boyun eğmeyen, malını değil, vatanına olan sadakatini düşünen bir yiğitti. Dükkanının kapısını yeniden açışı, her seferinde karanlığa karşı yakılmış bir meşaleydi. Bu adanmışlık, onun kaçıp gitmek yerine, ateş çemberinin tam ortasında durma tercihinin en net göstergesiydi.
ÇORUM CEHENNEMİ VE SON VİCDAN NÖBETİ
Ülkemizin üzerine çöken en karanlık fitne oyunlarından biri, 1980 Temmuzu’nda Çorum’da sahneleniyordu. Haince tasarlanmış bir Alevi-Sünni çatışması çıkarmak isteyen devrimci solcu-komünist örgütler, şehri kasıtlı bir kaosun içine sürüklemişti. Sokaklar, kışkırtma ve fitne yayma merkezi olmuş; camiler bombalanıyor, düzmece "halk mahkemeleri" ile masum insanlar katlediliyordu. Çorum yangın yerine dönmüş, milli birlik ateşe verilmişti.
3 Temmuz 1980 günü geldiğinde, Mehmet Şahinci evindeydi. Olayların gidişatını, memleketinin bu hazin durumunu kalbi sızlayarak izliyordu. Evinin balkonuna çıktı; bu, korkudan kaçmak yerine, düşmanın yaptıklarına, oynanan kirli oyuna yukarıdan, vicdanının sesiyle bakma eylemiydi. O an, bir ülküdaşın memleketinin üzerine çöken karanlığı izlediği o an, hayatının en son duruşu oldu.
HAKİKATİN BALKONUNDAN UÇUŞ
Kirli emeller peşinde koşan, karanlık yüzlü devrimci solcu-komünist militanlar, cepheden değil, pusu kurarak saldırdılar. Mehmet Şahinci’nin evi, militanların namlularının hedefindeydi. Sessizce, vatanının parçalanışını izleyen o yiğit adama, evinin balkonunda dururken, alçakça ateş açıldı.
Mehmet Şahinci, memleketine son kez bakarken, 03 Temmuz 1980 tarihinde, Çorum’un o kanlı gününde, hakikatin balkonunda düşerek şehadet şerbetini içti. Onun hayatı, bir esnafın sadece dükkanını değil, davasını da iki kez kundaklanmaya rağmen ayakta tutuşunun; en büyük kaos anında dahi evinin balkonunda vicdan nöbeti tutuşunun destanı oldu. O, teslim olmamış, sadece Hakk’a teslim olmuştu.
"Bir destan yazmak için illa kılıç kuşanmak gerekmez. Bazen, memleketin acısını seyrederken balkonda duruşunuz, kalleşliğe karşı en büyük kahramanlık eylemidir."