“Bazı hayatlar takvimlerle değil, taşıdıkları ideallerin ağırlığıyla ve ödedikleri bedellerin büyüklüğüyle ölçülür.”
ANADOLU’NUN YİĞİT FİLİZİ
O, Anadolu’nun en çetin, en kadim coğrafyasından, Kahramanmaraş ilimizin Elbistan ilçesine bağlı Ortaören Köyü’nden yükselen bir sesi temsil ediyordu. Henüz yirmi bahar görmüş bir fidan olmasına rağmen, yüreği asırlık bir çınar gibi sağlamdı. Türk Milliyetçiliği idealini kalbinde taşıyan bu yiğit genç, Şehit Abdüddar Ekici, çocukluğunu köyünün sade sokaklarında geçirdi; ilkokulu Ortaören’de, ortaokulu ve liseyi ise Elbistan’ın zorlu eğitim yollarında tamamladı. Kader, onu esnaflığın (tuhafiyeciliğin) pratik bilgisiyle donatmış, ancak ruhu daha yüce bir göreve adanmıştı.
ESNAF KİMLİĞİNDE SAKLI BİR ÖĞRETMEN RUHU
Hayatını alın terinin ve bilimin ışığında inşa eden Abdüddar Ekici, ticaretten kazandığı her kuruşu, idealinin hizmetine adamıştı. O, sadece Gaziantep Eğitim Bilimleri Enstitüsü’nün son sınıf öğrencisi değildi; o, geleceğin mimarı, nesillere vatan sevgisini nakşedecek olan bir öğretmen adayıydı. Günlerini Antep’in sokaklarında, hem ekmeğini kazanarak hem de ülkücü duruşundan taviz vermeden geçiriyordu. Gözlerinde büyük bir umut parlıyordu: Mezun olacak ve Anadolu’nun dört bir yanına ilimle birlikte irfanı, vatan sevgisini taşıyacaktı.
20 GÜNLÜK DÜŞE KURULAN PUSU
3 Temmuz 1990, o parlak geleceğin karanlığa gömüldüğü gün oldu. Artık üniversite diplomasıyla arasında sadece yirmi günlük bir zaman dilimi kalmıştı. Yirmi gün sonra o, sadece bir öğrenci değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin idealist bir öğretmeni olacaktı. Ancak vatan hainliğini kendilerine şiar edinmiş, bölücü militanlar, bu pırıl pırıl düşe tahammül edemediler.
O gün, Gaziantep Şehitkamil ilçesine bağlı Karşıyaka mahallesinde, kendi yuvasının eşiğinde, yani en güvende hissetmesi gereken yerde, kalleşliğin en acımasız yüzüyle karşılaştı. Hain bir pusunun hedefi oldu. O, cephede savaşmıyordu; o, ilim peşindeydi. Buna rağmen, vatan için taşıdığı iman ve sarsılmaz duruşu, cellatlarının gözünde en büyük suçtu.
Şehadetiyle ilgili detaylar, o karanlık anın dehşetini saklasa da, yirmi yaşındaki bir fidanın, öğretmenlik hayaline sadece yirmi gün kala kurşunlanması, davanın büyüklüğünü ve ödenen bedelin ağırlığını göstermektedir. O, bir bilinmezin içinde, ideallerinden dönmemenin bedelini kanıyla ödedi ve son nefesini bile, Karşıyaka sokaklarında ülkesine feda etti.
AL SANCAK ALTINDA SON NEFES
Eğer o kurşunlar isabet etmeseydi, Şehit Abdüddar Ekici bugün kürsüde, geleceğin dimağlarını yetiştiriyor olacaktı. Ancak o, öğretmenliği canıyla öğretti; vatan sevgisinin ne pahasına olursa olsun savunulması gereken bir ülkü olduğunu, yirmi yıllık kısa hayatıyla tüm Türkiye’ye kanıtladı.
Naaşı, doğduğu topraklara, Kahramanmaraş’ın Ortaören Köyü’ne getirildi. O köyden bir ideal uğruna ayrılmıştı; bu kez, bir şehit olarak, bayrakların gölgesinde ve duaların eşliğinde, ebediyete uğurlandı. 3 Temmuz 1990, yirmi yaşındaki bir ülkücünün, geleceği uğruna tereddüt etmeden ölüme yürüdüğü destansı bir fedakârlığın tarihidir.
“O, yirmi yaşında susturulan bir sesti; ama tohumu ektiği nesiller, onun adını ve ülkülerini hürriyetin destanına yazmaya devam edecektir.”