"Bazı hayatlar sadece 21 yıl sürer, ancak o kısacık ömür, bir milletin vicdanına cesaretin ve imanın destanını yazar."
KÖKLERİ RİZE'DE, YÜREĞİ VATANDA: ÜLKÜCÜ GÜLAY
Gülay Baş... Adı, idealizmle yoğrulmuş bir dönemin çelikleşmiş iradesini taşır. O, sadece bir birey değil, Anadolu’nun en karanlık günlerinde dahi ışığını yitirmeyen bir umut feneriydi. Aslen Rize’nin Çayeli ilçesinin çetin coğrafyasından kopup gelmişti. Ailesiyle birlikte İzmir’in şefkatli ikliminde ikamet ediyor olsa da, ruhu ve mücadelesi tüm vatanı kucaklamaktaydı. O, 21 yıllık kısa ömrüne adanmışlığın en yüksek bedelini sığdırmış bir genç kızdı.
BEYAZ ÖNLÜĞÜN YEMİNİ VE ADANMIŞ RUH
Gülay Baş, İzmir Kız Lisesi’nin parlak mezunlarından biriydi; ancak onun hayalleri sadece kendi geleceği için değil, milleti içindi. O, Adana Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin üçüncü sınıfında okuyan, geleceğin şifacısı, umut aşılayanı olmaya hazırlanan bir öğrenciydi. İdealleri, zorlu tıp eğitiminin ağırlığından çok daha ağırdı. Üniversite koridorları ideolojik çatışmaların gölgesindeyken, Gülay, sadece ders kitaplarına değil, aynı zamanda ülkücü davanın sarsılmaz ilkelerine de sıkı sıkıya bağlıydı. O, cephede yürüyen bir fikir neferiydi.
3 TEMMUZ 1980: KADERİN DURAK NOKTASI
Takvimler 3 Temmuz 1980 Perşembe sabahını gösteriyordu. Hava aydınlanmış, ancak ülkenin üzeri henüz aydınlanmamıştı. Adana’nın Seyhan semtinde, Fatihler Mahallesi’nin Mücahitler Caddesi üzerindeydi. Saatler 08.30’u vurduğunda, Gülay, her sabah olduğu gibi, bilimin ve aydınlanmanın mabedine, okuluna gitmek için otobüs bekliyordu. Yanında, aynı inancı ve aynı tehlikeyi göğüsleyen bir ülküdaşı vardı. Bu sıradan sabah yolculuğu, karanlık ellerin kalleşçe planladığı bir pusunun son perdesi olacaktı.
SON NEFES VE KAHRAMANLIĞIN MÜHÜRÜ
Otobüs durağında beklerken, ideolojik kinin körleştirdiği üç komünist militan tarafından aniden kurşun yağmuruna tutuldu. Gülay Baş, gencecik bedeniyle inancının bedelini öderken, yanındaki ülküdaşı da ağır yaralandı. Ağır yaralı halde hemen hastaneye kaldırılmak istense de, o kahraman ruh, yolda son nefesini verdi ve şehadetin o en yüce mertebesine ulaştı. O gün, Gülay sadece 21 yaşındaydı, bir tıp öğrencisiydi ve düşen her damla kanı, Türkiye gençliğinin yılmaz duruşuna bir yemin oldu.
İZMİR TOPRAĞINDA EBEDİ İSTİRAHAT
Vücudu Adana'da vurulsa da, onun ebedi istirahatgâhı, ailesinin ikamet ettiği İzmir’e, Karabağlar ilçesinin Paşaköprü mezarlığına taşındı. Gülay Baş, sadece bir şehit değil; zulme karşı eğilmeyen, geleceğin hekimi olma hayalini milletinin geleceği için feda eden, destansı bir fedakârlığın adıdır.
"O artık sadece bir öğrenci değildi; karanlık bir dönemde, kalbi vatan sevgisiyle atan, asla unutulmayacak bir şehadet meşalesidir."