"Bazılarının ömrü kısa, ancak davası ebedidir; Mustafa Soylu da ruhunu bu yolda feda eden kutlu bir destandır."
DOĞDUĞU TOPRAKLARIN SÖZÜ: MUSTAFA SOYLU
Adıyaman’ın derin, sadık toprakları, Besni’nin Harmanardı Köyü’nde bir yiğit doğdu. Adı Mustafa Soylu’ydu. Takvimler, onun adının milletin hafızasına kazındığı o karanlık günü gösterdiğinde, 03 Temmuz 1977 tarihi, sadece bir matem günü değil, aynı zamanda ülkücü davanın sarsılmazlığını kanıtlayan bir mühür oldu. O, doğduğu toprağın sadık bir evladı, yüreğiyle Anadolu’yu saran bir Türk Milliyetçisiydi.
YİRMİ YAŞIN ADANMIŞLIĞI VE LİDERLİK VAZİFESİ
Yirmi yaş... Gençliğin baharında, umutların en yüksek olduğu çağda, Mustafa Soylu kendi hayatını değil, milletinin geleceğini düşünenler safına katılmıştı. Öğretmen Lisesi’nden yeni mezun olmuştu; geleceği inşa edecek olan elleri, şimdiden ağır bir emaneti taşıyordu. O, ÜOD (Ülkü Ocakları Derneği) Başkanlığı gibi hayati bir görevin sorumluluğunu omuzlamıştı. Henüz yirmi yaşında olmasına rağmen, omuzlarındaki yük, çağın tüm zorluğunu barındırıyordu. O, sadece bir öğrenci değil, inancının sarsılmaz bir kalkanı ve gençliğin cesur sesiydi. Üniversiteye hazırlanıyordu; zira biliyordu ki, davasının geleceği ilim ve irfanla perçinlenecekti.
BÜYÜK SINAV VE SON YOLCULUK
Mustafa Soylu, aydınlık bir geleceğe adım atmak için girdiği üniversite sınavından çıkmıştı. Zihnini yoran imtihan bitmiş, umutla bekleyiş başlamıştı. Artık Besni’ye, yuvaya dönme vaktiydi. Ancak ne yazık ki, o gün sınav sadece kağıt üzerinde verilmemişti. Bir kahraman için en büyük imtihan, hayatının en umutlu anında, idealleri uğruna canını ortaya koymaktır. Yolculuk, sadece coğrafi bir dönüş değil, aynı zamanda kaderine doğru atılan son adımlardı.
GÖLBAŞI'NDA YÜREĞE SIKILAN KURŞUN
Otobüs, Gölbaşı ilçesinde durduğunda, kaderin acımasız perdesi açıldı. O otobüs, genç bir ülküdaşın yuvasına dönüş rotası değil, şanlı bir şehadetin durağı olacaktı. Gözleri kin ve nefretle kararmış olan devrimci solcu-komünist militanlar, o kutsal emaneti gasp etmek istercesine otobüsün içine girdiler. Onların hedefinde sadece bir genç yoktu; onların hedefinde, Türkiye’nin geleceği için mücadele eden bir ülkü, bir inanç vardı. Karanlık bir pusu kurulmuştu. Mustafa Soylu, o daracık alanda, inancından zerre taviz vermeden durdu. Hain kurşunlar, yirmi yıllık ömrün baharına isabet etti. Onlar bir bedeni vurdular, ama bir millete adanmış ruhu ölümsüzleştirdiler. Vurulduğu an, Adıyaman-Besni toprakları bir liderini, vatan bir yiğidini bağrına bastı.
EBEDİ EMANET
Mustafa Soylu, yirmi yaşında, bir öğrenci olarak şehadete yürüdü. Hayalleri, idealleri ve bitmemiş mücadelesi, arkasında kalan nesillere en büyük miras oldu. O, 1977 yılının o sıcak Temmuz günü, canını feda ederek, davasına olan bağlılığını kanla mühürledi. Onun adı, kuru bir biyografi maddesi değil; zulme, şiddete ve ihanete karşı dimdik duruşun abideleşmiş sembolüdür.
"O artık sadece bir tarih değil, bir milletin vicdanına yazılmış, asla unutulmayacak yirmi yıllık bir destandır. Şehitler ölmez, vatan bölünmez!"