"Kahramanlar, kaderin çizdiği yolda değil; adanmışlığın emrettiği yalnızlıkta yürürler."
I. YÜREĞİNDEKİ MİLLET SEVDASI
Tarih, 03 Temmuz 1978... Ankara, bir kahramanlık hikâyesinin mühürlendiği yer oldu. Bu, Burdur’un bereketli toprakları Gölhisar’dan kopup gelmiş, toprağın sadakatini ve çiftçi ailesinden aldığı onuru yüreğinde taşıyan genç bir fidandı. Nazmi Gümüş... Sadece 19 yaşındaydı, hayatının en verimli baharında; ancak taşıdığı sorumluluk, yaşından çok daha büyüktü. O, bir isimdi; bir milletin geleceği için Ankara’nın karmaşık ve tehlikeli sokaklarında mücadele eden bir ülkücünün kararlılığıydı.
II. ANKARA’DA YANAN MEŞALE
Nazmi Gümüş, başkentin zorlu ikliminde, Mali Bilimler Yüksek Okulu’nda okuyan, ilim ve irfan yolunda yürüyen bir öğrenciydi. Manisa Öğrenci Yurdu, onun barınağıydı; ancak asıl yuvası, inançları ve idealleriydi. O, sadece ders dinleyen bir genç değildi; o, okulunun Ülkücü teşkilatının kurucu ateşiydi. Karanlık güçlerin kol gezdiği, fikirlere kurşun sıkıldığı o çetin yıllarda, Nazmi Gümüş bir fikri ete kemiğe büründüren, bir sancağı dimdik tutan mimardı. Onun adanmışlığı, çevresindeki tüm ülküdaşları için bir meşale, bir yol göstericiydi.
III. SON YÜRÜYÜŞ: VAZİFE VE YALNIZLIK
Kaderin acı bir cilvesi, o karanlık günde Nazmi Gümüş’ü kaçınılmaz bir yalnızlığa çağırdı. Yurtta unuttuğu harçlığını almak için ülküdaşlarından ayrılmak zorunda kaldı. O an, bu ayrılık, bir cüzdanın peşine düşmekten çok öte bir anlam taşıyordu.
Ülküdaşları, o dönemin hain pusu ve tehlike dolu atmosferinde, onun yalnız gitmesini istemediler. Gönülleri razı değildi, tehlikenin kol gezdiğini biliyorlardı. Ancak Nazmi Gümüş, görevini ertelemedi. Bir neferin kararlılığıyla, yapılması gereken küçük bir vazife için bile olsa tereddüt etmedi ve yalnız yola çıktı. O an attığı adım, maddi bir ihtiyaç için değil, fedakârlığın kaçınılmaz bedelini ödemek üzere atılmış, ebediyete doğru son bir adımdı.
IV. TARİHE ATILAN ATEŞ MÜHRÜ
Nazmi Gümüş’ün yalnızlığının bedeli, Ankara’nın ortasında, vicdanların karardığı bir anda ödendi. Hacettepe Tıp Fakültesi’nin önünden geçerken, ülkenin birliğini hedef alan devrimci solcu komünist militanlar tarafından kurulan hain pusuya düştü. Canilerin kurşun yağmuru altında kaldı.
İroniktir ki, hayatın kurtarılmaya çalışıldığı, umudun filizlendiği o kutsal mekânın, Hacettepe Tıp Fakültesi Hastanesi’nin hemen yanı başında ağır yaralandı. Bütün çabalar, gençliğinin gücü ve doktorların tüm duaları yetersiz kaldı. Nazmi Gümüş, 03 Temmuz 1978’de, 19 yaşının baharında, inandığı değerler uğruna son nefesini Ankara’nın soğuk toprağına emanet etti. O, sadece bir öğrenci olarak değil, bir ülkü için can veren şehit olarak tarihin destansı sayfalarına yazıldı.
"Nazmi Gümüş’ün ruhu, ‘harçlık’ için çıktığı yolda, millete ‘can’ bırakmanın adıdır."