"Bazı hayatlar sadece rakamlardan ibaret değildir; onlar, adanmışlığın mühürlendiği, imanın bedelinin ödendiği destanlardır."
KİMLİK VE YÜKSEK İDEAL
Tarihler 03 Temmuz 1980'i gösterdiğinde, Ankara’nın zorlu sokakları henüz yeni bir kahramanın fedakârlığına şahit olacağını bilmiyordu. O, Türkiye Cumhuriyeti’nin başkentinde yaşayan, bir eş ve bir çocuğun üzerine titreyen, sade bir hayat süren bir İşçiydi. Keçiören Atapark Mahallesi’nde kurulu düzeni, alnının akıyla kazandığı ekmeğiydi. Ancak Selahattin Sayın’ın kimliği sadece mesleğinden ibaret değildi; o, Ülkücü İşçiler Derneği’nin yiğit bir üyesiydi; millî idealleri, onun en büyük serveti ve en sarsılmaz zırhıydı.
BİR İŞÇİNİN KUTLU YEMİNİ
Selahattin Sayın, Keçiören Çevre Sağlık Koleji’nde hizmetli olarak çalışıyordu. Onun mesaisi, sadece bir görev tanımı değil, vatanın her köşesini, her kurumunu emekle ve dürüstlükle yüceltme yeminiydi. Sabahın en erken saatlerinde, henüz karanlık tam dağılmadan evinden ayrılır, ailesinin rızkını kazanmak üzere yollara düşerdi. Her adımı, ailesine duyduğu sevginin ve mensubu olduğu davanın onurunun bir ifadesiydi. O, eli nasırlı bir işçiydi ama yüreği çelikten bir neferin cesaretini taşıyordu.
O KARANLIK GÜN VE HAİN PUSU
Takvim yaprakları, acının ve ihanetin 03 Temmuz 1980 sabahını işaret ediyordu. Sabah saat 07.00. Selahattin Sayın, her zamanki gibi Keçiören’deki evinden çıktı; ekmeğini kazanmak üzere kutsal yolculuğuna başlamıştı. O, yolda, işinde, duruşunda dürüsttü ve hiçbir kalleşliği aklına getirmiyordu.
Ancak o şafağın gölgeleri arasına saklanmış bir kin vardı. İdeolojik körlüğün zehirlediği iki komünist militan, silahsız, masum ve sadece işine yürüyen bu milliyetçi işçiyi sinsice takip ediyordu. O sabahki yürüyüşü, hayatının son ve en zorlu adımları olacaktı.
ŞEHADET VE SON VURUŞ
Sanatoryum Hastanesi önünde, alçaklık ve kahpeliğin en utanç verici anı yaşandı. Selahattin Sayın, yüzünü vatanına dönmüş bir halde yürürken, iki militan tarafından kalleşçe hedef alındı. Onlar, cesaretle yüzleşmek yerine, davasına adanmış bu yiğit adamı, sırtından kurşunlayarak şehit ettiler.
O, inancının bedelini en ağır şekilde ödedi. Bir babanın işine giderken düşüşü, sadece bir can kaybı değil, bir milletin vicdanına saplanan derin bir yara oldu. Silahsız bir işçinin, davası uğruna, bir pusu sonucu ebediyete uğurlanışı, onun adını 1980 yılının zorlu direniş destanına ölümsüz harflerle yazdırdı. Selahattin Sayın, korkaklığa karşı cesaretin, ihanete karşı onurun abideleşmiş sembolü olarak Ankara topraklarına düştü.
"Selahattin Sayın, sırtından vurulduğu o gün, tüm dünyaya şunu haykırdı: Büyük davaların neferleri, yere düşse de izleri silinmez, yürüdükleri yol ise daima kutlu kalır."