"Bazıları cephelerde ölür; Hayri Taşdemir gibi yiğitler ise, inandığı davanın göbeğinde, yürüdüğü yolda ve kendi topraklarında şehit düşerek ölümsüzleşir."
I. KİMLİK VE TOPRAK YEMİNİ
O, sadece bir isim değildi; o, Gaziantep’in asil toprağından, Oğuzeli’nin Hacar Beldesinden (Gürsu) fışkıran bir yemin sesiydi. Hayri Taşdemir, kaderinde çiftçi olmak yazan, 27 yıllık kısa ömrüne altı fidanın geleceğini sığdırmış bir Anadolu kahramanıydı. Onun ruhu, yürüdüğü toprağa, yani doğduğu yere adanmıştı. Hayatını, elindeki nasırlı emeğiyle vatan davasını birleştirenlerin arasına katmış, idealist mücadelenin en ön saflarında dimdik durmuştu.
II. ADANMIŞ BİR HAYATIN YÜKÜ
27 yaşındaki bir babanın omuzlarına yüklenen sorumluluk, sadece ailesini geçindirmekten ibaret değildi. Evli ve altı çocuğun geçimini sağlayan bu çelik irade, aynı zamanda memleket sevdasıyla da yanıyordu. Hayri Taşdemir, köyünde sadece çiftçilik yapmıyor, aynı zamanda ÜLKÜ-KÖY (Ülkücü Köylüler Derneği) Başkan Yardımcılığı gibi tehlikeli ve onurlu bir görevi de omuzluyordu. Köylünün ve davanın sesi olmak, o çalkantılı dönemde her anı tehdit altında yaşamayı gerektiriyordu; ancak o, bu yükün altında eğilmedi, aksine daha da yüceldi.
III. SON YÜRÜYÜŞ
Takvimler 3 Temmuz 1977’yi gösterdiğinde, Gaziantep semalarında adaletin değil, pusunun gölgesi vardı. Hayri Taşdemir ve abisi Mustafa, Gürsu Beldesindeki ÜLKÜ-KÖY Derneği binasından çıktılar. Onların amacı basitti: Günün mücadelesini geride bırakıp, evlerine, ailelerine dönmek. Köyün arabasının kalktığı noktaya doğru yürüyorlardı. Bu, sıradan bir yürüyüş değil, inancın verdiği cesaretle, tehlikenin kol gezdiği sokağın ortasında atılan kahramanca adımlardı.
IV. VURULAN IŞIK VE İLK DÜŞÜŞ
Ancak kahpeliğin gölgesi, beldenin en işlek caddesinde, kalabalığın gözleri önünde üzerlerine çöktü. Siyasi husumetin körleştirdiği eller, CHP’li Belediye Başkanının oğlu Ali Rıza Akkaya ve CHP Gençlik Kolları Başkanının tetiklediği kurşunlarla o iki yiğit kardeşi hedef aldı. Görgü şahitlerinin çaresiz bakışları arasında, inandığı değerler uğruna mücadele eden Mustafa Taşdemir, hain kurşunlarla olay yerinde anında şehadet şerbetini içti. Abisinin düşüşüyle sarsılan Hayri, aldığı ağır yaralara rağmen ayakta kalmaya çalıştı. Kanlar içinde kalan bu iki yiğit, Gaziantep’in orta yerinde, milletin gözleri önünde yere yığıldı.
V. ÜÇ GÜNLÜK DİRENİŞ VE Ebedi YEMİN
Mustafa, toprakla hemen kavuşmuştu; ancak Hayri Taşdemir’in mücadelesi bitmemişti. Hastaneye kaldırılan Hayri, vücudundaki mermi izleri ve sarsılmaz ruhuyla, tam üç gün boyunca hayatla pençeleşti. Belki altı çocuğunun yüzünü, belki de yarım kalan davasını son bir kez düşünerek direndi. 3 Temmuz’da başlayan acı, 6 Temmuz’da sona erdi. O, hastane yatağında, son nefesini verene dek, davasına ve altı yavrusuna sadık bir kahraman olarak direndi.
Hayri Taşdemir, sadece toprağa verilmedi; o, 27 yıllık kısa ömrünün her anını bir meşale gibi yakarak, fedakârlığın ve ülkü uğruna ödenen bedelin ne demek olduğunu Gaziantep’in kaderine yazdırdı.
"Hayri Taşdemir’in yürüdüğü o işlek cadde, artık bir pusu yeri değil; bir çiftçinin, bir babanın ve bir ülkü neferinin davası için yürüdüğü ebedi bir onur yoludur."