"Bazı yollar, sadece yürünmek için değil, üzerinde şehadet destanı yazılmak için çizilir."
KIZIL KURŞUNA KORKUSUZCA GERİLEN YÜREK
Tarihin en karanlık, en çetin mücadelelerle örüldüğü o günlerde, Manisa'nın yiğit evlatlarından biri, adını ülkücü iradenin sarsılmaz mührüyle tarihe kazıdı. Adı, Mehmet Ateş. Ne doğduğu yerin tam adını, ne de hayatının her anını kronolojik bir kayda sığdırmak mümkündü; zira o, sadece bir kimlik değil, bütünüyle bir duruştu.
O, mütevazı ve onurlu mesleğini, yani terziliği yaparken bile, dikiş tutan parmaklarıyla aynı zamanda bir davanın bayrağını tutuyordu. Alın teriyle kazandığı helal lokması, başı dik şerefiyle yürüdüğü yolda en büyük hazinesiydi. Ancak o, sadece emeğiyle var olan bir esnaf değil; aynı zamanda MHP Manisa Gençlik Kolları’nın başkanıydı. Gençliğin umudunu omuzlarında taşıyor, zulme karşı dimdik bir cephe oluşturuyordu. Onun yaşamı, dikiş tezgâhından fırlayıp, ülkücü mücadelenin ateş çemberine gönüllü olarak atılmanın adıdır.
2 TEMMUZ 1980: ALNINDAKİ IŞIK
Takvimler 2 Temmuz 1980 Çarşamba sabahını gösteriyordu. Alaşehir, henüz uykunun son demlerini yaşıyorken, Mehmet Ateş, Filadelfiya Caddesi’nde adımlarını atıyordu. Sabahın 08:45 sıralarıydı. Gün, her zamanki gibi başlamıştı; ancak bu, onun için sıradan bir gün değil, şeref ve fedakârlık yeminine sadakatin en büyük imtihanı olacaktı.
Bu yürüyüş, sadece bir caddeden geçiş değildi; o, karanlık emellerin, kin ve nefretle beslenen devrimci solcu-komünist militanların hedefinde olduğunun bilincindeydi. Bu toprakları bölmek, parçalamak ve zehirlemek isteyen hain eller, cinayet işlemek için salyalarını akıtıyor, o kahraman adama karşı alçakça bir pusu kuruyorlardı.
FİLADELFİYA CADDESİ’NDE DESTANIN YAZILIŞI
O an, tarih durdu. İki karanlık gölge, bir anda belirdi ve yiğit ülküdaşımızı tuzağa düşürdüler. Mehmet Ateş, yalnızca iki kişinin değil, bir ideolojinin ve ihanetin hedefindeydi. Kalabalık bir ordunun hıncıyla açılan o yaylım ateşi, bir insanı susturmaktan öte, bir sesi, bir duruşu ortadan kaldırma girişimiydi.
Kurşunlar, soğuk ve acımasızdı. Mübarek vücuduna çok sayıda mermi isabet etti. O, sarsılmaz inancıyla, vatanın birliği için tuttuğu nöbeti hayatıyla ödedi. Ağır yaralandı. Ancak o, kanı toprağa düşerken dahi, bir tereddüt göstermediği son anıyla, davasına olan adanmışlığını mühürledi.
2 Temmuz 1980’de, Alaşehir Filadelfiya Caddesi, bir terzinin değil, haksızlığa ve zulme boyun eğmeyen bir liderin şehadetine tanıklık etti. Mehmet Ateş, fani bedeniyle yenik düşse de, bıraktığı onur mirası, ülkücü mücadelenin en parlak yıldızlarından biri olarak sonsuza dek parlayacaktır.
"O gün Alaşehir’de düşen bir fidan değil, Türk Milleti’nin kalbine kazınan sarsılmaz bir kararlılığın timsali yükselmiştir."