"Kimi zaman en büyük destanlar, henüz on yedi yaşındayken, sıradan bir sabah yolculuğunda, büyük bir fedakârlığın zirvesinde yazılır."
KÜÇÜK YÖRÜK KÖYÜNDEN DOĞAN YÜREK
O, hayatının baharında, vatan sevgisini en büyük miras kabul edenlerdendi. Adı Adil Şakar’dı. 1980 yılının karanlık ve fırtınalı günlerinde, Anadolu’nun kadim topraklarında, Çorum’un Küçükpalabıyık Yörük Köyü’nden bir ülkü ateşiyle doğmuştu. Daha on yedi yaşındaydı; hayat, ona henüz bir ömür sunmamış, fakat ondan bir asrın cesaretini beklemişti. Genç bir Türk milliyetçisi olarak, fırtınanın en yoğun estiği Terlemez Evler Mahallesi’nde ikamet ediyor, büyük bir davanın ağır yükünü omuzlarında taşıyordu.
ALNINDAKİ YAZI VE GENÇ BİR TEZGAHTARIN VAKARI
Adil Şakar’ın mesleği, ruhundaki idealizm kadar sadeydi: O bir tezgahtardı. Özel bir iş yeri olan tuhafiye dükkanında çalışıyordu. O, eli kumaşa, yüreği ise bayrağa değenlerdendi. Gençliği, sıradanlığın perdesi altında, Çorum’un üzerine çöken siyasi gerilimin ortasında bir denge kurmaya çalışıyordu. O, ne bir askerdi ne de bir komutan; o, sadece dürüstçe ekmeğinin peşinde koşan ve inançlarının sarsılmaz kalesinde duran bir gençti. Ancak kader, onu, o dönemin zulmüne karşı duran sivil kahramanların saflarına yazmıştı.
ÇORUM: KARANLIĞIN KIŞKIRTILDIĞI ŞEHİR
Tarih, 02 Temmuz 1980’i gösterdiğinde, Çorum, kışkırtılmış nefretin ve sinsi fitnenin gölgesi altındaydı. Mezhep kavgalarının körüklendiği, vicdanın susturulduğu buhranlı bir dönemdi. Şehri saran zehirli atmosfer, devrimci solcu-komünist militanlar tarafından besleniyor, Alevi vatandaşlarımızın provoke edilmesiyle büyüyen olaylar, kardeş kanının dökülmesine zemin hazırlıyordu. Bu karmaşa, ülkenin bekasına adanmış her yüreği hedef alıyordu ve Adil, bu hedeflerin en genci, en savunmasız olanıydı.
GÖREV YOLUNDA BİR MİLLETİN YALNIZ NÖBETİ
O acı sabah, Adil Şakar her zamanki gibi işine, ekmeğinin peşine düşmüştü. Bu yolculuk, sadece tuhafiye dükkanına değil, aynı zamanda ülkülerinin kutsal mabedine doğru atılan bir adımdı. Ancak Milönü bölgesi, onun son durağı, onun kader anı olacaktı.
Bu zorlu güzergâhta, fitneyle körleşmiş, kinle bilenmiş bir toplulukla karşılaştı. Sabahın erken saatinde, işine giden yalnız bir genç, devrimci solcu-komünist militanlardan oluşan kalabalık bir sürünün hedefi oldu. Bu, bir çatışma değildi; bu, pusuya düşürülmüş bir imanın, organize bir zulme karşı verdiği onurlu son nefesten önceki duruşuydu.
O ACI SABAH: KAHRAMANIN SON MÜCADELESİ
Adil, kalabalığın ortasında tek başına kaldı. O an, vatanı uğruna göğsünü siper eden her kahraman gibi, teslim olmayı reddetti. Katiller sürüsü, önce onu linç etti, genç bedenini hoyratça yaraladı. Yetinmediler. Bu on yedi yaşındaki yiğidin davasını kalbinden vurmak istercesine, onu karnından kurşunladılar.
Ağır yaralıydı. Hayatı, her damla kanla birlikte toprağa süzülüyordu.
ÜÇ SAAT SÜREN VEDA VE ETERNETİN ARMAĞANI
Asıl dehşet, kurşundan sonra başladı. Ağır yaralanan ülküdaşımızı hastaneye götürebilmek mümkün olmadı. Çünkü insanlıktan nasibini almamış olan katiller sürüsü, yaralı kahramanın alınmasına, ona yardım edilmesine izin vermiyordu.
Adil Şakar, yaralı halde, kanlar içinde 3 ila 4 saat boyunca yerde kaldı. Bu üç saat, sadece bir zaman dilimi değildi; bu, zalimin nefretinin ve merhametsizliğinin en net kanıtıydı. O, bu sürede canıyla, davasıyla ve nefesiyle bir mücadele verdi. Yardımın gelmesine izin verilmeyen bu çaresizlik anında, genç yaşına rağmen sarsılmaz bir kararlılıkla direndi. Her geçen saniye, Adil’in hayatı kan kaybından eriyordu. O, feda edilmiş bir canın, imanı uğruna verdiği son ve sessiz nöbetti.
02 Temmuz 1980 günü, zulmün ve gözü dönmüşlüğün gölgesinde, henüz on yedi yaşındaki Türk Milliyetçisi Ülkücü Şehit Adil Şakar, kan kaybından şehadet makamına yürüdü. O, yatağında değil, davasının orta yerinde, merhametsizliğe inat onurunu koruyarak düştü.
"O, kanıyla suladığı vatan toprağında, artık yalnızca bir hatıra değil; adalet arayışının ve asla boyun eğmeyişin sönmez, on yedi yıllık bir meşalesidir."