"Büyük davaların bedeli, genç bir ruhun en değerli varlığıdır: Adanmışlık. O, sadece okumak için değil, ölüme yürümek için de Kütahya’daydı."
KİMLİĞİ: BİTLİS'TEN YÜKSELEN SES
Bitlis’in kadim toprağı, Ahlat’ın sinesinde filizlenen o büyük ruhun adıydı ADİL KOÇAK. Bir Türk milliyetçisi, bir Ülkücü Şehit. Henüz yüksek tahsilinin başında, Kütahya Eğitim Enstitüsünün sıralarında geleceğe hazırlanırken, asıl görevinin sadece ders kitapları arasında olmadığını biliyordu. O bir öğrenciydi; ama aynı zamanda davasının yıkılmaz bir neferiydi. O’nun hikayesi, genç bir yüreğin, bir milletin kaderine omuz verme kararlılığının destanıdır.
AHLAT'TAN KÜTAHYA'YA ADANMIŞ BİR GENÇLİK
Davasına olan bağlılığı daha Ahlat’ta başlamış, oradaki Ülkücü Gençlik Derneği (ÜGD) şubesinin kurucuları arasına girerek, sancağı ilk taşıyanlardan biri olmuştu. Kütahya’ya geldiğinde de bu kutsal emaneti göğsünde taşıdı. İdeolojik fırtınaların hüküm sürdüğü o yıllarda, Adil Koçak sadece kendi geleceğini değil, ülkesinin istikbalini savunuyordu. O’nun duruşu, karanlıkta kalanlara ışık, hainliğe karşı çelikten bir kalkan vazifesi görüyordu.
İFTİRAYLA BAŞLAYAN ATEŞ ÇEMBERİ
Adil Koçak, şehadetinden bir hafta önce, devrimci solcu-komünistlerin alçakça iftiraları sonucu zindanla tanışmak zorunda kaldı. Bir hafta boyunca haksız yere esaret altında tutuldu. Bu, yaklaşan büyük fırtınanın sadece bir öncüsüydü. Ancak bu zulüm, O’nun ruhunu bükmek yerine, inancını daha da keskinleştirdi. Zalimlerin attığı her iftira taşı, O’nun kararlılık anıtının harcı oldu.
KANLA YAZILAN DESTAN VE 200 METRELİK KOŞU
26 Haziran 1977 günü geldiğinde, namertlik son perdesini açtı. Adil Koçak, devrimci solcu-komünist militanlar Salih Bucak ve Mustafa Karatay’ın bıçaklı saldırısına uğradı. Vücudunun çeşitli yerlerinden aldığı bıçak darbeleriyle kanlar içindeydi. Bu, kuru bir saldırı değil, bir davanın çökertilme girişimiydi.
Fakat onlar, karşılarında bir öğrenci değil, çelikten bir irade buldular. O, yere düşmek yerine, kanıyla sulanan o kavgayı onurlu bir direnişe çevirdi. Yaralarından kan akarken, satılmış, devşirilmiş bu kızıl itlere karşı koydu. Kanlar içinde olmasına rağmen, cesaretiyle iki yüz metre boyunca düşmanlarını kovaladı! Bu 200 metre, sadece bir mesafe değil, fedakârlığın ve korkusuzluğun kaydedildiği bir şeref meydanıdır. Ancak akıp giden kutsal kan, O’nu nihayet takatsiz bıraktı ve kahraman, yığıldığı yerden hastaneye kaldırıldı.
HASTANEDE SON NEFES VE İHMALİN GÖLGESİ
Hastanede ilk zamanlar durumu umut vericiydi. Ancak kader, bu kahramana yapılan son ihaneti de yazmıştı. Hastane personelinin, Adil’in ülkücü kimliğini öğrenmesiyle ilgi aniden kesildi. Bu, namert bıçaklardan daha acı verici, daha ölümcül bir darbeydi. İdeolojik körlüğün ve ihmalin gölgesinde, ülküdaşımızın yaraları ağırlaşmaya başladı.
Direndi, savaştı, yürüdü; ama ihmal ve aldığı ağır yaralar, O’nu bizden kopardı. 02 Temmuz 1977 günü, Kütahya’da, Adil Koçak şehitlik şerbetini içerek adını ebediyete yazdırdı. O, sadece aldığı yaralardan değil, davasına düşman olanların vicdansızlığından da şehit oldu.
"Adil Koçak’ın mücadelesi Kütahya topraklarında bitti, fakat ruhu, ülkücü gençliğin vicdanında sonsuza dek nöbet tutmaya devam edecektir. İşte bu, bir öğrencinin milletine ödediği en ağır, en şerefli borçtur."