"Bazı insanlar gölgelerin içine doğar, bazıları ise gölgelerin üzerine ışık tutmak için yaşar. Kemal Dinçer, tehditlerin en yoğun olduğu yerde, milletin sancağını yere düşürmemeyi seçenlerdendi."
KİMLİĞİ VE YÜKLENDİĞİ MİRAS
Tarih 1980'i gösterdiğinde, Tunceli'nin çetin topraklarında, Pertek ilçesinden yükselen bir yiğit vardı: Kemal Dinçer. O, sadece bir meslek sahibi (Esnaf) değildi; o, Tunceli-Pertek Yukarı Cami Mahallesi'nin namusuydu, halkının oylarıyla seçtiği Muhtarıydı. Gündüz dürüstlüğüyle tezgahını açar, gece ise Türk Milliyetçiliği davasının sarsılmaz bir neferi olarak duruş sergilerdi. Sırtında taşıdığı yük sadece makam değildi; evliydi ve gözünün nuru dört evladı vardı. O, hem bir baba, hem bir vatansever, hem de cephedeki bir kale idi.
GÖLGELERİN TEHDİDİ VE YILMAYAN RUH
Ancak bu adanmışlık, o dönemin karanlık güçlerinin hedefindeydi. Daha şehadetinden sadece on beş gün önce, devrimci solcu-komünist ve bölücü militanlar, namlunun soğuk gölgesini evinin eşiğine kadar getirmişlerdi. Onu zorla evinden almışlar, tehdit etmişlerdi. Bu olay, Kemal Dinçer için bir uyarı değil, bir onur sınavıydı. Gidebilirdi, kaçabilirdi; ancak o, makamını ve inancını bırakmadı. O tehdit karşısında geri adım atmamak, Kemal Dinçer’in destanının ilk cesaret mühürü oldu. O, ölümü bile bile mahallesinde kalmayı seçti.
VİCDANIN EMRİ VE SON ADIM
Takvimler 01 Temmuz 1980’i gösterdiğinde, Kemal Dinçer, bir kahramanın en insani görevi için evinden ayrıldı. Hastanede yatan bir arkadaşını ziyaret edecekti. Bu, kişisel bir sevgi ve vefa borcuydu; ancak aynı zamanda, tehlikeye karşı atılmış en kararlı adımdı. Sadece 100-150 metre uzaklaşabilmişti ki, pusuda bekleyen, vicdanı körelmiş o aynı devrimci solcu-komünist ve bölücü militanlar tarafından yolu kesildi.
PINARLAR MEVKİİNDE YAZILAN DESTAN
Bu, bir çatışma değil, bir gaddarlık eylemiydi. Elleri sopalarla, demir çubuklarla donanmış hainler, silahsız ve sadece vicdanının emriyle yürüyen bu mümtaz şahsiyete saldırdılar. Onu acımasızca dövdükten sonra, bu onurlu bedeni sürükleye sürükleye götürdüler. Kemal Dinçer, kanının aktığı her metrede, duruşunun ve inancının bedelini ödüyordu. O, gücünün tükendiği o anlarda bile davasına ihanet etmeyen bir irade sergiledi.
SON NEFES VE YÜCELİŞ
Son durağı, Tunceli'nin sessiz tanığı olan Pınarlar Mevkii oldu. İşte orası, yeryüzü ile gökyüzünün arasında, Türk Milliyetçisi Ülkücü Şehit Kemal Dinçer'in adının tarihe yazıldığı yerdi. O karanlık mevkide, kurşunlar bedeni delip geçtiğinde, 01 Temmuz 1980’de, o sadece bir can vermedi; Tunceli'nin semalarında ebediyen parlayacak bir yıldız oldu. O, ne bir yenilgi, ne de bir kaçış gördü; O, yalnızca inancının zorunlu kıldığı şehadet makamına yürüdü.
"O, sadece 150 metre yürüdü. Ama attığı her adım, bir milletin onurunu temsil eden, tarihin en uzun ve en onurlu yürüyüşü olarak kalpleri fethetti."