"Bazıları yirmi dört yıllık ömrü, sadece nefes almak sanır. Harun Yanartaş ise o kısa ömrü, milletin onuru için adanmış bir destana çevirdi."
KİMLİĞİ VE MİLLİYETÇİLİK YEMİNİ
O, Çankırı’nın Kurşunlu ilçesinden kopup gelen, Anadolu irfanını yüreğinde taşıyan bir yiğitti. Harun Yanartaş... Türk Milliyetçiliği davasına adanmış ruhu, sıradan bir hayatın ötesinde, büyük bir mücadelenin neferi olarak parlıyordu. Henüz 24 yaşındaydı; ancak sırtındaki yük ağırdı. Evliydi ve geride gözü yaşlı bir eş, geleceği kendisine emanet edilmiş küçük bir evlat bırakacaktı. Harun, sadece bir “işçi” değil, ailesinin rızkını alın teriyle kazanan, idealleri uğruna dimdik duran bir baba ve Ülkücü bir fırtınaydı.
VAZGEÇİLMEYEN EĞİTİM VE EKMEK MÜCADELESİ
Hayatı, Kurşunlu Ortaokulu sıralarından başlayıp, İstanbul’un tarihi derinliğine sahip Sultanahmet Lisesi’ne uzanan, azimle örülmüş bir yoldu. Eğitimi bir zırh gibi kuşanırken, ailesi Ilgaz’ın Yeşildumlupınar kasabasında kök salmıştı. Ancak o, sadece idealleriyle değil, fiziki gücüyle de mücadele etmek zorundaydı. Ailesinin geçimini temin etmek için Çankırı’nın huzurunu geride bırakarak, büyük şehrin çetin koşullarına göğüs germek üzere İstanbul’a geldi. Bayrampaşa Demirciler Hürkent Sitesi’nde bir iş yerinde, demire ve alın terine umut bağlayarak çalışıyordu. O, eli nasırlı, yüreği vatan sevgisiyle dolu bir Anadolu kahramanıydı.
03 NİSAN 1980: VİCDANIN DUVARINA DAYANANLAR
Tarih 03 Nisan 1980’i gösterdiğinde, İstanbul’un üzerinde kara bir gölge geziniyordu. Harun, her zamanki gibi çalıştığı iş yerindeydi; meşguliyeti, bir babanın evine helal rızık götürme kutsal göreviydi. Ancak o öğleden sonra, sıradan bir iş günü, inançların ve ideolojilerin kanla sınandığı bir cepheye dönüştü.
Marksist, Leninist Silahlı Propaganda Birliği komünist militanları, Demirciler Hürkent Sitesi’ne insanlık dışı bir baskın düzenledi. Bu, sadece bir iş yerine değil, milliyetçi duruşa ve emeğe yapılmış korkakça bir saldırıydı. Harun Yanartaş, bu karanlık tehdidin tam ortasındaydı.
SON NEFES, SON DİK DURUŞ
O anın dehşeti ve cesareti tarihin sayfalarında donup kaldı. Harun, çalıştığı iş yerinin sahibi Kazım Memili, oğlu Zeki Memili ve komşu esnafın kardeşi Meftun Küpeli ile birlikte, bir zulüm duvarının önüne sıralandı. Onlar, Marksist zorbalığa karşı boyun eğmeyi reddetmiş, inançlarından dönmemişlerdi.
Tarih, bazen kahramanlığı bir kurşun sesiyle yazar. Harun Yanartaş ve yoldaşları, sırtlarını duvara dayadıklarında, aslında bir milletin geleceğine yüzlerini dönmüşlerdi. Kurşunlar, bedenlerine isabet ettiğinde, sadece dört canı söndürmedi; zulme karşı direnen bir idealin ebedi meşalesini yaktı. Onların şehadeti, sadece bir cinayet değil, bir fedakârlık beyannamesiydi.
YILDIZLAR ALTINDA EBEDİ İSTİRAHAT
Harun Yanartaş, 24 yıllık kısa ömrüne sığdırdığı büyük mücadeleden sonra, cenazesiyle memleketine geri döndü. Kutsal emaneti, ailesinin yaşadığı Çankırı’nın Yeşildumlupınar kasabasında toprağa verildi. O artık, doğduğu topraklarda sessizce yatan, ancak sesi tüm milletin vicdanında yankılanan bir abideydi. İşçi Harun Yanartaş, vatanı için en yüce bedeli ödeyerek, ismini şehitler kervanına, milletin şerefine ve tarihine altın harflerle yazdırdı.
"İşçi ceketini çıkardı, yerine şehadet hırkasını giydi. Harun Yanartaş'ın adı artık sadece bir isim değil, bir milletin vicdanında yankılanan sarsılmaz bir yemindir."