"Düğün telaşının gölgesinde dahi, vatan nöbetinden vazgeçmeyenler, tarihin en yüce mertebesine adını yazdırır."
BİNGÖL'DEN MERSİN'E UZANAN SÖZ (KİMLİĞİ VE KÖKLERİ)
O, Mehmet Ayık’tı. Türk milliyetçiliğinin sarsılmaz kalesi, ülkücü davanın 20 yaşındaki yiğit neferi. Doğduğu yer Bingöl’ün Sancak Köyü olsa da, gönlünde taşıdığı büyük sevdası onu, Akdeniz’in kalbi Mersin’e getirmişti. Bir toprak parçasından çok, bir ülkü uğruna attığı adımlardı bunlar. Ailesiyle birlikte Mersin Menteş Mahallesi’ne yerleşmiş, gurbeti değil, adanmışlığı mesken tutmuştu. O, sadece bir genç değildi; o, Ülkü Ocakları Derneği’nin en aktif üyesi, geleceğe umutla bakan bir idealistti.
NİŞAN YÜZÜĞÜ VE İDEALLER ARASINDAKİ YEMİN (ADANMIŞLIĞI)
Mersin Eğitim Enstitüsü’nün sıralarında okuyor, ülkesinin aydınlık yarınları için kendini yetiştiriyordu. Fakat onun mücadelesi, sadece ders kitaplarıyla sınırlı değildi. Mehmet Ayık, MHP Mersin Merkez İlçe yönetiminde aktif görev üstlenerek, genç yaşta milletine hizmet etme onurunu taşıyordu. Hayatı, hem kutlu bir davaya hizmet hem de kişisel mutluluk arasında asil bir denge kurmuştu. O günlerde kalbi, çifte bir heyecanla atıyordu: Bir yandan davasının mücadelesi, diğer yandan nişanlısıyla kuracağı yuvaya dair umutlar. Takvimler 30 Haziran 1978’i gösteriyordu ve o, hayatının en mutlu gününe, düğününe sadece saatler kala gün sayıyordu.
KARANLIĞIN PUSU KURDUĞU MEYDAN (OLAY GÜNÜ)
Kaderin cilvesi, mutluluğa giden yolculuğun tam ortasına en büyük fedakârlığı yerleştirecekti. Mehmet Ayık, ailesiyle—annesinin ve babasının sevgi dolu gölgesinde—ertesi gün yapılacak olan düğünü için alışverişe çıkmıştı. Şehrin en kalabalık ve hayat dolu yerlerinden biri olan Yoğurt Pazarı’ndaydılar. Bir kahramanın son adımlarının atılacağı yer, bir ticaret merkezi değil, bir ihanet sahası olacaktı. Saat 15.00 sularında, vatan düşmanlığından beslenen bir korkaklık ordusu sahneye çıktı: Sayıları on beşi bulan komünist militan grubu, savunmasız bir ailenin üzerine yürüdü.
VATAN VE AİLE İÇİN SON DİRENİŞ (ŞEHADET)
Onlar, Mehmet Ayık’ın nişanlısına götüreceği eşyaları değil, ruhunu hedef almışlardı. Ancak bilmiyorlardı ki, bu yirmi yaşındaki ülkü devi, ailesine ve vatanına uzanan ellere karşı bir kale gibi dikilecekti. Çatışma, kalabalığın ortasında, vahşice ve bıçaklarla yürütülen alçakça bir saldırıydı. Mehmet Ayık, bedenini bir siper gibi öne sürdü, ailesini o karanlık öfkeden korumak için tek başına direndi.
Onun kahramanca duruşu ve teslim olmayan ruhu, on beş kişilik çetenin bıçak darbeleriyle vahşice ağır yaralandı. Bu saldırı sadece bir gence yönelmiş değildi; bu saldırı, düğün hayali kuran bir milletin geleceğine vurulmuştu. Olay yerinden hastaneye kaldırılsa da, yüreğiyle girdiği bu son meydan savaşından sağ çıkamadı. Mehmet Ayık, ülkülerine adadığı 30 Haziran 1978’de, düğün gününe bir kala şehit oldu. Onun son direnişi öylesine büyüktü ki, saldırıda ağır yaralanan annesi ve babası dahi, evlatlarının nasıl bir destan yazarak düştüğüne şahitlik ediyordu. Cenazesi, doğduğu topraklara, Bingöl Merkez Mezarlığı’na getirilerek ebediyete uğurlandı.
"Bir gün sonra giyeceği damatlığı, artık ülkü sancağının beyazlığıydı. Ruhu Mersin’de nöbet tutarken, bedeni Bingöl’ün derinliğinde sonsuzluğa kavuştu."