"Bazı ruhlar, iki vatanın acısını taşır; biri doğduğu toprak, diğeri uğruna can verdiği rüya."
KİMLİĞİN MÜHRÜ VE KERKÜK’ÜN YASLI NEFESİ
Adı, Necdet Salih. Yüreğinde, binlerce yıllık bir hasretin ağırlığını taşıyan, 23 baharında bir Kerkük Türk’üydü. Doğuştan asil bir davanın neferiydi o; hayat perdesi, Irak’ın kadim şehri, Sarı Kâhya Mahallesi’nde açılmıştı. Varlığı, zorla koparılmaya çalışılan bir kimliğin direniş sembolüydü. Kerkük Fen Lisesi’ni bitirdiğinde, kaderi onu, gönlünün fethettiği, fakat coğrafyanın ayırdığı ana yurda çağırdı. Ankara Üniversitesi’nde okuma hayali kontenjan engeline takılsa da, vazgeçmedi. Vatan toprağında bir sığınak arayışı onu Karadeniz’in hırçın kıyısına, Trabzon Karadeniz Teknik Üniversitesi’ne getirdi. Artık, binlerce kilometrelik ayrılığın ardından, Faroz mahallesinde, Türkiye’de, umutla dolu bir nefes alıyordu.
YETİMLİK VE ADANMIŞLIK YEMİNİ
Necdet Salih’in omuzlarındaki yük ağırdı; zira o, sadece kendi hayatının değil, babasından miras kalan büyük bir davanın taşıyıcısıydı. Henüz çocukken, 1959 yılında, Irak’ın zalim yönetimi babasını kurşuna dizerek ondan almıştı. Necdet, yetim büyüdü. Yedi kardeşin acısını yüreğinde taşıyan bu genç adam, erken olgunlaşmak zorunda kaldı. O’nun için ülkücü teşkilatlarda görev almak, kuru bir siyasi tercih değil, babasının kanıyla mühürlenmiş bir yemin, zalime karşı keskin bir duruştu.
Türkiye’ye gelmesinden sadece üç ay önce, hayatına bahar getiren bir yuva kurmuştu; ancak bu mutluluk, gelecekteki fedakârlığının gölgesinde, kısa bir sükûnetten ibaretti. O, Kerkük’teki acıları ve yetimliğini, vatanın birliği için harcanacak muazzam bir enerjiye dönüştürdü.
30 HAZİRAN 1976: KAOS VE KARAR ANLARI
30 Haziran 1976 günü, Trabzon gergin bir bekleyiş içindeydi. Şehirde bir yürüyüş vardı ve Necdet Salih, yurdun karışıklığına aldırmadan, ülküdaşlarını ziyaret etmek üzere öğrenci yurduna gitmişti. Olaylar, bir anda patlak verdi. Askerler yurtta arama yaparken, devrimci, solcu ve komünist öğrenciler ile askerler arasında alevlenen tartışma, kısa sürede kontrolsüz bir kaosa dönüştü.
Necdet, bu çatışmanın merkezinde kalmıştı. Düşüncesi, kendini korumak ve o uğursuz karmaşadan sıyrılmaktı. Gözü dönmüş, devrimci-solcu-komünist öğrencilerden oluşan bir grubun kendi bulunduğu yöne doğru koşmaya başladığını görünce, B Blok’un kapısına doğru son bir umutla can havliyle koştu. O an, onun için Kerkük’ün zalim kurşunlarından kaçarken sığındığı ana vatanında, yine bir tehlike çemberinden kaçma çabasıydı.
O koşarken, kimin kime düşman olduğunun belli olmadığı o korkunç karmaşada, bir askerin silahı ateşlendi.
SON NEFES VE ŞEHADET
Babasının 17 yıl önce zalim bir kurşunla düştüğü toprakların acısı, şimdi Necdet’i, sığındığı limanda bulmuştu. Vücuduna isabet eden o mermi, sadece 23 yıllık bir hayatı değil, iki farklı coğrafyada, iki farklı kurşunla zulme karşı verilen şerefli bir mücadeleyi hedef aldı.
Necdet Salih ağır yaralandı. Hastaneye kaldırılan, bu büyük davanın gencecik neferi, yiğit Kerkük Türkü, o geceyi atlatamadı. 1 Temmuz 1976 günü, Trabzon’da, babasının yürüdüğü yolda, davasına olan sadakatinin en yüce bedelini ödeyerek Şehit oldu. Geride, ana vatan hasretini dindiremeden yitip giden bir ömrün ve yarım kalan bir aşkın hüznünü bıraktı. O, Kerkük’ten Trabzon’a uzanan o destansı yolculukta, kimliğini canıyla tescilleyen, vatan uğruna iki kez yetim kalan bir kahramandı.
"Kerkük’ten yola çıkan bir idealin son adımı Trabzon’da atıldı. İki farklı kurşunla, bir vatanın bekası için ödenen aynı bedeldir onun hikayesi."