"Bazı hayatlar sadece yaşanmaz; bir sancağın dik duruşu, bir inancın kanla mühürlenişidir."
KİMLİĞİ VE YÜKLENDİĞİ MİRAS
Patnos’un çetin topraklarında, bir isim sadece bir esnaf değil, aynı zamanda bir destanın başlangıcıydı: Şehit Cemal Akbay. O, Ağrı-Patnos ilçesinin bağrından kopmuş, sıradan bir hayatın sükûnetine sahip olabilecekken, inancın en çetin yolunu seçmiş bir Türk Milliyetçisiydi. Ailesi vardı; yuvası, gözbebeği 3 çocuğu vardı. Ancak bu ocağın sıcaklığı, ülkü uğruna verdiği mücadelenin soğuk fırtınalarına kalkan olamayacaktı. O, milletine ve inancına olan borcunu ödemeyi, hayatının rahatına tercih edenlerdendi.
PATNOS’UN SANCERİ: MÜCADELE ADAMI
Cemal Akbay, bulunduğu coğrafyada sadece bir lider değil, bir meşaleydi. O, MHP Patnos İlçe teşkilatının kurucu başkanlığını üstlenmiş, eline aldığı bu sancağı bölgenin en yüksek noktasına dikmeye yemin etmişti. Bu bir görev değil, bir adanmışlıktı. O’nun duruşu, basitçe siyasi bir hareketin temsilciliği değildi; imanı bütün, inandıklarını yaşayan, çelik gibi bir iradenin cisimleşmiş haliydi. Gençlik, kuru sözler yerine O’nun sarsılmaz karakterini, “adam gibi adam” diye nitelenen duruşunu örnek alıyor, mücadele azmini ondan öğreniyordu.
O, Patnos’un her bir köşesine umudu taşımak için olağanüstü bir işe girişti: İlçedeki bütün evlere bizzat Türk bayrağı dağıttı. Bu eylem, sadece bir sembol dağıtımı değil, toprağın aidiyetini, inancın kararlılığını her kapıya mühürlemek demekti.
ATEŞTEN GÖMLEK VE ÇELİK İRADE
Bu destansı duruşun bir bedeli vardı. Bölücü ve yıkıcı güçler, Patnos’taki bu inanç abidesinin varlığına tahammül edemiyorlardı. Cemal Akbay, defalarca hedef tahtasına konuldu. İşyeri yakıldı, evi ateşe verildi. Her saldırı, O’nu yıldırmak yerine daha da bileyleyen bir imtihan oldu. Her seferinde küllerinden doğan bir Anka kuşu gibi, bayrağı daha da yüksekte dalgalandırdı. Bu zulümler, O’nun geri adım atmayan kararlılığının en kuvvetli deliliydi. O biliyordu ki, sinsi düşmanlar fırsat kolluyor; defalarca denedikleri halde O’nun ruhunu ve davasını alt edememişlerdi.
SON VAKİT, SON KARAR
Takvimler, 30 Haziran 1978’i gösteriyordu. Ağrı semaları, bu büyük vedaya hazırlanırken, Cemal Akbay evinin bahçesine çıktı. Dünya telaşından uzaklaşmış, ruhunu temizlemek için Yatsı namazına hazırlanıyordu. Abdest almak için suyla buluştuğu o anlar, bir kahramanın en savunmasız, en masum anıydı.
İşte tam bu huzur anını, sinsice pusuda bekleyen devrimci solcu-komünist bölücü militanlar korkakça bir fırsat olarak gördüler. Cesareti yüz yüze çarpışmaya yetmeyen, karanlığa sığınan hain eller, mermi yağdırmaya başladı. Cemal Akbay, ne bir silah çekebildi, ne de bir savunma yapabildi. Zira O’nun elinde sadece abdest suyu vardı.
O, henüz abdestini tamamlayamamıştı ki, mübarek vücudu Patnos toprağına yıkıldı. O gün, Cemal Akbay’ın abdesti suyla değil, vatan ve iman uğruna akıttığı kanla tamamlandı. Bir esnafın, bir liderin, bir babanın hayatı, inandığı değerler için adanmışlık yeminiyle 30 Haziran 1978’de Ağrı’da mühürlenerek şehitlik makamına ulaştı.
"Onun duruşu, 30 Haziran 1978'de Ağrı semalarına çekilmiş bir ahittir: İnanç, son nefeste bile abdestini tamamlar."