"Bazı ruhlar 23 yıllık ömre, bir asırlık imanı sığdırır. Onlar sadece bir dava uğruna değil, uğrunda yandıkları topraklar için şehit oldular."
YÜREĞİNDEKİ YEMİN
O, sadece 23 bahar yaşamıştı. Ankara’nın Keçiören, Mecidiye Mahallesi'nde ikamet eden, henüz ömrünün baharında bir gençti. Fakat Ali Alper Demir’in yaşı, yüklendiği davanın ağırlığı ve sorumluluğu yanında bir sayıdan ibaretti. O, ismini sadece bir öğrenci olarak değil, Türk Milliyetçiliği idealine adanmış, bu uğurda yemin etmiş bir Ülkücü Şehit olarak tarihin destan sayfasına yazdırmıştı.
ANKARA'DA YÜKSELEN SES
Ali Alper Demir, Ankara Erkek Teknik Yüksek Okulu sıralarında ilim tahsil ederken, aynı zamanda gönlünün en büyük davasına da hizmet ediyordu. Okul onun sadece öğrenim yuvası değil, memleketin geleceğine dair attığı adımların da başlangıç noktasıydı. O, Ülkücü Gençlik Derneği’nin (ÜGD) yönetim kademesinde görevliydi. Bu görevi, onun için kuru bir unvan değil, gençliğin kalbine milliyetçilik meşalesini taşıma ve o meşaleyi her türlü karanlığa karşı koruma yeminiydi. Başkent Ankara’nın kaosa teslim edilmeyeceği yeminini yüreğinde taşıyan bir neferdi.
KARARLILIĞIN ATEŞ ÇEMBERİ
30 Haziran 1979 günü geldiğinde, Türkiye’nin üzerinde yükselen gerilim, Ankara’nın kalbinde patladı. O gün, sadece binalara değil, bir milletin vicdanına ve iradesine saldırılmıştı. Milliyetçi Hareket Partisi’nin Genel Merkezi, MHP Gençlik Kolları Genel Merkezi ve Milliyetçi İşçiler Sendikaları Konfederasyonu’na (MİSK) ait Eğitim ve Kültür merkezi, devrimci solcu ve komünist militanların hedefi oldu. Bu kutsal mekanlar, alçakça bir planla hem bombalanmış hem de kurşunlanmıştı.
Ali Alper Demir, işte o cehennemi anda, sarsılan binaların arasında, yıkılmaya çalışan bir davanın merkezindeydi. Olay Günü’ne dair elimizdeki bilgiler, o anki kahramanca seçimini sessizliğin zirvesinde saklı tutar. Biz, onun çaresizliğe teslim olmadığını, korkuya boyun eğmediğini biliyoruz. Yaşanan o karanlık anlarda, kaçıp canını kurtarmak yerine, inandığı değerlerin ve korumakla yükümlü olduğu kurumların ateşi üzerine kararlılıkla yürüdü. Bilinmezliğin gölgesinde kalan o son adımı, onun duruşunun en büyük kanıtıdır; bir siper olma, bir kendini feda etme anıdır.
30 HAZİRAN: MÜHÜRLENEN VAROLUŞ
30 Haziran 1979, Ali Alper Demir için bir son değil, sonsuzluğa atılmış bir adımdı. Hain saldırının yarattığı dehşet verici kaosun içinde, o ve dava arkadaşı Ömer Yüce, ağır yara aldılar. Ankara’nın sokakları, 23 yaşındaki bu yiğit ülkücünün kanıyla mühürlendi.
O, inancının en zorlu sınavında, mesuliyetini tereddütsüz yerine getirmişti. Okulu, ailesi, geleceği vardı; ama Ali Alper Demir, davasını hepsinin önüne koydu ve canını feda ederek şehitlik mertebesine yükseldi. Adı, Ankara’daki o karanlık günde fedakarlığın ve adanmışlığın sarsılmaz sembolü olarak tarihe kazındı.
"Şehitler ölmez; onlar sadece davalarının başladığı yerde, toprağa tohum olurlar."