"Kader, bazı ruhları yalnızca yirmi bahar için yaratır; lakin o baharlar, bütün bir asra bedel destanlar doğurur."
MİLLİYETİN YÜREĞİNDE DOĞAN IŞIK
Bir Türk milliyetçisi, ülkücü şehit olarak anılacak olan Ali Ömer Yüce’nin destanı, 1 Ocak 1959 tarihinde, Aydın’ın Bozdoğan ilçesine bağlı Kazandere Köyü’nde başladı. O, sadece bir çocuğun doğumu değil, vatanın sancılı günlerine karşı dikilecek bir fidanın toprağa kök salışıydı. İlk, orta ve lise yıllarını Bozdoğan ve Nazilli’de tamamladı; bu toprakların erdemiyle yoğruldu, milliyetçilik ülküsünün ateşini kalbinde taşıyarak büyüdü.
ZİRVEYE GİDEN YOL VE YÜKSEK OKUL
Ömer Yüce, sadece idealleriyle değil, zekâsıyla da milletine hizmet edeceğini ispatladı. Girdiği zorlu üniversite sınavlarında yüzlerce kişi arasında sivrildi; üstün başarısının nişanesi olarak Türkiye 9.’su oldu. Bu derece, onun sadece bir öğrenci değil, Türkiye’nin geleceği için en parlak zihinlerden biri olduğunu gösteriyordu. O, Ankara Teknik Yüksek Öğretmen Okulu’nu kazanarak, ülkücü davasını sürdüreceği başkente yürüdü. Yirmi yaşındaydı ve hayatının en verimli çağı, adanmışlık yeminiyle başlıyordu.
ANKARA'DA YİRMİ BAHAR
Ömer Yüce’nin Ankara’da geçen günleri, büyük bir fırtınanın ortasında dimdik duruşun simgesiydi. Başkent, o dönemde hain saldırıların, kutuplaşmanın ve ideolojik savaşın en keskin yaşandığı yerdi. O, mesleki bilgisini artırırken, aynı zamanda ülkücü hareketin davasına omuz verdi. Gençti, yetenekliydi ve bütün bir hayat önünde uzanıyordu; ancak o, geri durmayı değil, tehlikenin tam kalbinde, inancının yanında durmayı seçti.
KAN VE ATEŞ ÇEMBERİ: O KARANLIK GÜN
30 Haziran 1979... Tarih, bir ihanetin ve kahramanlığın çarpışma anını kaydetti. Ankara'da Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Merkezi, MHP Gençlik Kolları Genel Merkezi ve Milliyetçi İşçiler Sendikaları Konfederasyonu (MİSK)’a ait Eğitim ve Kültür Merkezi, devrimci solcu-komünist militanların hedefi oldu. Bu kutsal mekanlar, sadece binalar değil, bir milletin umutlarının toplandığı kalelerdi.
Saldırı acımasızdı: Gözleri dönmüş eller, merkezleri hem bombalarla sarsarken hem de kurşunlarla delik deşik etti. O an orada bulunan Ömer Yüce ve Ali Alper Demir, bu hain saldırının doğrudan hedefi oldular. Savaşın tam ortasında, hiçbir tereddüt göstermeden vatan davası için duran bu yiğitler, açılan ateş sonucu ağır yaralandılar.
SON NEFES, EBEDİ NİŞAN
Ömer Yüce’nin Ankara’da geçen yirmi yıllık hayatı, o karanlık saldırı günü sona erdi. Ağır yaralı halde hastaneye yetiştirilmeye çalışılırken, Ali Alper Demir ile birlikte yolda şehadet mertebesine ulaştılar. Bir teknik öğretmen adayı, bir üniversite öğrencisi; ancak hepsinden önemlisi, ülkülerine adanmış bir nefer, son nefesini milleti için verdi. O, bir istatistik değil, yirmi yıllık kısa ömrüne bir asırlık şeref sığdıran, inancının bedelini kanıyla ödeyen büyük bir kahramandır.
"Yirmi yaşında bir yiğit, adını Ankara’nın en onurlu toprağına, millete adanmış bir yeminle yazdı ve o yemin, nesiller boyu yankılanacak en büyük destan oldu."