"Bazı hayatlar, sadece yaşanmaz; bir milletin onuru için sarsılmaz bir siper olur."
KUTLU BİR NEFER: HASAN AYDIN
Tarih 30 Haziran 1980’i gösterdiğinde, Bursa semaları büyük bir kaybın gölgesine bürünecekti. Ancak bu, basit bir biyografi kaydı değil, inancın ve adanmışlığın destanına yazılmış kanlı bir imzadır. O, Bursa'nın İnegöl ilçesinin İsaören Köyü'nde dünyaya gözlerini açmış, bu topraklara kök salmış bir dava adamıydı. Hayatını sunta fabrikasında işçi olarak kazanıyor, 39 yıllık ömrünü helal lokmayla bereketlendiriyordu.
AİLESİ VE MİLLETİNE ADANMIŞLIĞI
O, sadece bir işçi, sadece bir koca ve üç evladın babası değildi. Hasan Aydın, ailesine duyduğu sevgi kadar, davasına da bağlıydı. Evli ve üç çocuk babası olarak, geleceğe dair en masum hayalleri beslerken, aynı zamanda Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) İnegöl İlçe Başkanlığı gibi ağır bir sorumluluğu omuzlamıştı. O, sadece makam sahibi değil; güzel ahlâkın timsali, inançlı ve örnek bir Müslümandı.
BİR MİLLETİN SARSILMAZ BENTİ
Onun duruşu, kuru bir siyasi görevden ibaret değildi. O, varlığıyla Türk düşmanlarının karşısında duran çelikten bir bent, bir duvar misaliydi. Dava arkadaşları arasında sarsılmazlığı, imanı ve temiz vicdanıyla anılırdı. Bilinirdi ki, Hasan Aydın’ın olduğu yerde, karanlık emeller yeşeremezdi. Bu asil duruş, onu, kin ve nefretle beslenen çevrelerin hedef tahtası haline getirecekti.
BABALIK VEDASI VE SON GÖREV
30 Haziran günü, fedakâr bir babanın kalbini en çok ısıtan işle meşguldü: Biricik kızı için çeyiz hazırlıyordu. Gelecek, umut ve mutluluk kokan bu hazırlık, ne yazık ki, karanlık bir gölgenin yaklaştığı anlara denk geldi. İnegöl Sanayi Çarşısı’na gitmesi, bir babanın görevini yerine getirmesiydi; oysa bu basit ziyaret, bin yıllık kini taşıyan komünistlerin kurduğu tuzağa yürüyüşü olacaktı.
ALIN YAZISINA YÜRÜYÜŞ
Akşamüzeri, iş çıkışının yorgunluğu ve ailesine kavuşma umuduyla evine doğru ilerliyordu. Önceden kurulmuş, sinsice bekleyen bir pusu vardı. Karanlık mahfillerin beslediği, yüzlerini göstermeye cesaret edemeyen korkak tetikçiler, gölgelerin içinde silahlarını Hasan Aydın'a doğrultmuştu.
O an, bir kahramanlık anına dönüştü. O, kaçmadı, tereddüt etmedi. Yaşamının son saniyeleri, bir ideal uğruna serden geçişin en net fotoğrafıydı. Türklüğe karşı beslenen zehirli kin, İnegöl Sanayi Çarşısı’nın tozlu yollarında, çapraz ateşle hedefine kilitlenmişti.
30 HAZİRAN 1980: EMANETİN TESLİMİ
Ülkü eri Hasan Aydın, alçakların çapraz ateşiyle ağır yara aldı. Oracıkta, davası uğruna, ailesi için çıktığı yolda şehitlik mertebesine ulaştı. O gün, sadece bir can kaybedilmedi; ülkücü hareketin kutlu neferlerinden biri, adanmışlığın en yüksek makamına yükseldi. Aynı pusuda, MHP İlçe Başkan Yardımcısı Mehmet Türk de yaralanarak o karanlık günün izlerini taşıdı.
Hasan Aydın, ardında bıraktığı evlatlarına onurlu bir miras, davasına ise kutlu bir şahadet örneği bırakarak İsaören Köyü’nün mezarlığına, sonsuzluğun huzuruna defnedildi. O, davası uğruna serden geçen bir neslin ebediyete yürüyen yolcusu oldu.
"O, sadece toprağa değil; adanmışlığın destanına gömüldü ve her anılan ismiyle sarsılmaz bent yeniden inşa edildi."