"Bazı adamlar sadece hayatlarını yaşamaz, hayatlarını bir inancın kalesi olarak dikerler; Mahir Bozdoğan da 1980’in karanlık günlerinde adını Adana toprağına böyle yazdıran bir vatan sevdalısıdır."
ADANALI BİR ÇINARIN KİMLİĞİ VE İNANCI
O, sadece bir esnaf değildi; o, 45 yıllık ömrüne koca bir milleti sığdırmış bir Türk Milliyetçisiydi. Adana-Karataş’tan doğan, kökleri bu bereketli toprağa derince inen Mahir Bozdoğan, beş çocuğunun babası ve bir yuvanın direğiydi. Ali Münif Yeğenağa caddesi üzerindeki Manifaturacı dükkânında helal rızkını kazanırken, aynı zamanda kendisini milletinin davasına adamış, tehlikeyi göze almış bir ülküdaştı. Onun omuzlarındaki yük, sadece ticari bir sorumluluk değil, ülkesinin geleceğine duyduğu kutsal bir vazifeydi.
TEŞKİLATIN YÜREĞİ: TİCARET VE ADANMIŞLIK
Mahir Bozdoğan, caddede kumaş satarken, siyasetin ön saflarında da korkusuzca duruyordu. Kalbi, MHP Adana Merkez ilçe teşkilatının yönetiminde atıyor, her türlü tehdide rağmen inancından zerre taviz vermiyordu. Yalnızca mevcut mücadeleyi yürütmekle kalmadı, aynı zamanda gençliğin geleceği için de çalıştı; Ülkücü İşler Derneği’nin Adana şubesinin açılmasında emeği ve katkısı büyüktü. Onun dükkânı, sadece alışveriş yapılan bir mekân değil, ülkücü hareketin dertleşme ve karar alma ocaklarından biri haline gelmişti. Bilirdi ki, bu adanmışlık, o günlerin puslu ve kanlı atmosferinde ağır bir bedel talep edecekti.
O KARANLIK ÖĞLEN: ATEŞ ÇEMBERİ
Takvimler, 30 Haziran 1980’i gösteriyordu. Adana sokakları gergin, hava tehdit doluydu. Mahir Bozdoğan, her günkü gibi, evinin ve davasının ekmeğini kazanmak için Ali Münif Yeğenağa caddesindeki dükkânındaydı. Bir an bile tereddüt etmediği duruşunun, kalleş bir pusuyla karşılaşacağı o öğlen saatleri gelip çattı.
Dükkânına, devrimci solcu-komünist militanlar tarafından vahşi ve silahlı bir baskın düzenlendi. Bu, bir çatışma değil, bir kahramanın inancına ve duruşuna yapılan alçakça bir saldırıydı. Mahir Bozdoğan, tek başına, dükkânının kutsal sınırları içinde, kurşun yağmuruna tutuldu. O, geri adım atmadı, teslim olmayı düşünmedi; ülkücülüğün gerektirdiği asil duruşla, üzerine yağan ateşe karşı kararlılıkla durdu. Vücudu ağır yaralar alsa da, ruhu ve inancı dimdik ayakta kaldı.
EBEDİ YOLCULUK VE ŞEHADET
Ağır yaralı halde hastaneye kaldırılan Mahir Bozdoğan için tüm tıbbi çabalar seferber edildi. Ancak, o büyük fedakârlığın bedeli artık ödenmişti. Mahir Bozdoğan, milleti için çıktığı bu yolda, ailesini geride bırakarak, 30 Haziran 1980 tarihinde şehadete yürüdü. Adana’nın sokakları, o gün, bir esnafın değil, bir vatanseverin, inancı uğruna canını siper etmiş bir kahramanın son nefesine şahitlik etti.
Onun 45 yaşında, beş çocukla verdiği bu tavizsiz mücadele, 1980’li yılların ülkücü hareketine yazılmış altın harflerle yazılmış bir destandır. Mahir Bozdoğan, şehadetiyle, Ali Münif Yeğenağa caddesindeki dükkânını, Türk Milliyetçiliği davasının sonsuzluğa uzanan bir nişanesi haline getirdi.
"O, sadece hayatını kaybetmedi; inancı uğruna verdiği son nefesiyle, kendisinden sonra gelen nesillerin omuzlarına yükseleceği sarsılmaz bir kale inşa etti."