"Yıldızlar, yalnızca gece çöktüğünde değil, bir adam inancından dönmeyi reddettiğinde de göğe düşer."
KİMLİĞİ VE BİR YÜREĞİN ORDU’DAKİ IŞIĞI
Ordu’nun Ünye ilçesinde, toprağın sadakatle yoğrulduğu bir coğrafyada doğdu. O, sadece bir yurttaş değil, dürüstlüğü ve vicdanı temsil eden bir simgeydi. Hüseyin Sanioğlu. Ordu-Ünye’nin Çamurlu mahallesinde ikamet eden bu destan adam, yaptığı iş ne olursa olsun, duruşundan zerre taviz vermeyenlerdendi. O, herkes tarafından sevilen, sayılan ve yüreği adanmışlık ateşiyle yanan bir ülküdaştı. Yaşadığı çevre için bir esnaf, bir taksiciydi; ancak asıl mesleği, imkânsızlıklar içinde dahi inancın bayrağını yere düşürmemekti.
TEHLİKENİN GÖLGESİNDE BİR EKMEK KAVGASI
Hüseyin Sanioğlu’nun hayat yolu, sıradan bir hayat değildi; o, idealizmi uğruna tehditlerle yaşamaya mahkûm edilmişti. Henüz kara günler çökmeden önce, düşmanlık onu defalarca hedef almıştı. Devrimci solcu-komünist militanlar, en alçakça yolu seçerek, onun rızkını kazandığı araca, müşteri kılığında sızmışlardı.
O, inancı nedeniyle pusuya düşürülmüş, darp edilmiş ve ekmek teknesi yaralanmıştı. Ancak kaderi, ülküdaşlarının uyanıklığı sayesinde değişti; yaralı kurtuldu, fakat bu saldırı onun hayat damarına darbe vurmuştu. Maddi imkânı yoktu. Birkaç gün işine çıkamadı. Arabasını tamir ettirecek parası dahi bulunmuyordu. O, yoksulluğu sırtında taşısa da, ruhundaki inanç serveti asla tükenmedi. O, düşmana boyun eğmek yerine, sabırla ve onurla bekleme cesaretini gösterdi.
TAMİRCİDEKİ SON DURUŞ
Takvimler 29 Haziran 1979’u gösterdiğinde, Hüseyin Sanioğlu, sonunda arabasını onarmak için gerekli parayı bulmuştu. Bu, onun için sadece bir tamirat değil, hayata yeniden tutunma ve vazgeçmeme yemininin yerine getirilmesi demekti.
O, bu onurlu adımı yalnız atmadı. Yanında canından bir parça olan abisi ve dava arkadaşları vardı. Birlikte, o günahkâr olmayan tamirci dükkanına doğru yürüdüler. Bilmiyorlardı ki, düşmanları, karanlığın dört gölgesi (dört katil), pusuyu çoktan kurmuştu.
29 HAZİRAN 1979: BİR DESTANIN SON NEFESİ
Dükkanın kapısı açıldı, ama içeriye girenler ne tamirci ne de müşterilerdi; içeriye girenler, idealizmin sesini susturmak isteyen katillerdi. Bir anda dükkan, bir namlu ağzına, bir ihanet çemberine dönüştü.
Acımasızca silahlarını ateşlediler. Bu vahşi baskın, tamirhaneyi bir savaş alanına çevirdi. Hüseyin Sanioğlu’nun abisi ve arkadaşları yaralandı; onlar, inancın bedelini kanlarıyla ödemişlerdi.
Ancak Hüseyin Sanioğlu, o an, geri adım atmayan bir erdemin simgesi oldu. Ordu’nun toprağı, inancının son tanığıydı. O, olay yerinde, mücadele ettiği değerler uğruna, bir esnaf ve bir taksiciden çok daha fazlası olarak—bir kahraman, bir ülkücü şehit olarak—ebediyete yürüdü. 29 Haziran 1979, sadece bir takvim yaprağı değil, bir yiğidin canını vatanına adadığı, ölüme meydan okuduğu bir yemin günü olarak tarihin sayfalarına kazındı.
"Bazıları hayatını yaşar, bazıları hayatını bir ideale adar. Hüseyin Sanioğlu, son nefesini bile bir duruşun mührü yaptı; Ordu’dan yükselen sesi, aradan geçen yıllara rağmen susmayacaktır."