"Kimi hayatlar uzun yaşamak için değil, onurun sancağını tutmak için yazılır; Süleyman Gonca da o destanlardan biridir."
KÖKLERİ VE KISA BİR YOLCULUK
Denizli’nin kadim toprakları, 28 Nisan 1962’de, yirmi yıla sığmayacak bir mücadelenin kahramanını ağırladı. Süleyman Gonca, gençliğin tüm enerjisiyle çağının ateşine yürümeye hazırlanıyordu. Onun kaderi, henüz çocukluktan gençliğe doğru atılan kararlı adımlarında gizliydi. O, kısa sürecek bir ömrün, sonsuz bir adanmışlığa nasıl dönüşebileceğinin en saf örneğiydi.
BİLİNMEYEN MESLEK VE BÜYÜK DURUŞ
Hayatın sunduğu seçenekler, kişisel kariyer planları veya geleceğe dair hayaller, Süleyman Gonca için ikinci plandaydı. Ham metin, onun mesleğini tam olarak kaydetmekte yetersiz kalmıştır. Zira onun gerçek mesleği, sadece bir davaya hizmet etmek, bir fikrin yılmaz bekçisi olmaktı. O, henüz hayatının sayfasını tam doldurmadan, zorlu bir dönemin ortasında, Denizli sokaklarında sarsılmaz bir inancın timsali olarak durmayı seçmişti. Bu duruş, henüz biçimlenmekte olan genç yaşamını, yüksek bir fedakârlığa adaması anlamına geliyordu.
29 HAZİRAN 1980: KARAR GÜNÜ
Tarihler 29 Haziran 1980’i gösterdiğinde, hava merminin soğukluğunu taşıyordu. Denizli, Süleyman Gonca için artık sadece doğduğu yer değil, uğruna yürüdüğü son yurdu olacaktı. Olayların detayları, hangi cephede durduğunun bilinmezliği, bu fedakârlığı daha da yüceltmektedir. O, o karanlık günü, bilmediği bir tehlikenin üzerine kararlılıkla yürüyerek karşıladı; zira bir ülküye inanmış olmak, bedeli ne olursa olsun geri adım atmamayı gerektiriyordu.
SON NEFESİN DESTANI
O karanlık an geldiğinde, düşmanın kurşunları bu genç bedeni hedef aldı. Süleyman Gonca, alnından değil, tüm vücudundan kanayan bir iradeyle yıkıldı. Ağır yaralanmıştı. Ancak onun destanı, bu düşüşle sona ermedi. Hayata tutunma mücadelesi, ebediyete doğru atılan son adımlar oldu.
Süleyman Gonca, kurtuluşu getirmesi beklenen bir umut yolculuğuna çıktı. Hastaneye götürülüyordu; fakat o yol, acı ve onurla örülmüş, kısacık bir menzildi. Gözleri, ardında bıraktığı davanın göklerine bakarken, yolda, o kutsal yolculuk esnasında, son nefesini verdi. Hastane kapısına varmadan, Denizli’nin asfaltları üzerinde, bir ülkü şehidi olarak tarihe adını yazdırdı. Onun şehadeti, ebedi hayatı, 29 Haziran 1980’de, duruşundan vazgeçmeyenlerin safına katılmasıyla tescillendi.
"Ömürler kısaldığında bile, adanmışlıklarının yankısı sonsuzluğa uzanır; bu, Süleyman Gonca’nın bize bıraktığı en büyük mirastır."