“Bazı kahramanlar sessizliğin içinden doğar. Ali Osman Demirezen’i tanımlayan, yaşadığı yılların buhranı ve uğruna can verdiği sarsılmaz inancıydı. Takvimler, onun son direniş gününü işaret etti.”
BİLİNMEYENİN GÖLGESİNDEKİ YİĞİT
O, tarihin o çalkantılı dönemecinde sadece bir ülkü neferiydi. Ali Osman Demirezen. Doğduğu yerin kaydı, mesleğinin tanımı, kâğıtlara düşülmemiş olabilir; çünkü onu asıl tanımlayan kimliği, ruhuna işlediği ülkü davasıydı. 1980’e doğru ilerleyen o karanlık ve fırtınalı yıllarda, İstanbul’un sokaklarında davasının ağırlığını omuzlarında taşıyan, ancak hiçbir zaman geri adım atmayan yiğitlerden biriydi.
ÇELİKLEŞEN YUVASI
İkamet ettiği yer, Kanarya semtinde, Turna Caddesi üzerindeki Devekuşu Sokağı idi. Bu adres, dışarıdaki terör dalgalarına karşı durduğu, inancının son kalesini kurduğu yerdi. Bilinmezlik içinde yücelen bu kahraman için, yuvası sadece barınak değil, ideallerinin korunduğu bir siperdi. Ancak 28 Haziran 1980’de, bu siper, alçak bir saldırının hedefi haline gelecekti.
EVİN ZULME AÇILAN KAPISI
Olay günü, o meşum 28 Haziran, Ali Osman Demirezen evinde, kendi halinde oturuyordu. Dışarıdaki düşmanlık, pusuda beklemişti. Kapısı, devrimci solcu-komünist militanlar tarafından bir anda kırıldı. Bu bir çatışma değil, inanç sahibi bir adama karşı düzenlenen hain bir baskındı. DEV-SOL’un kin ve nefretle bilenmiş militanları, hiçbir uyarı yapmaksızın, Ali Osman Demirezen’i hedef alan kurşun yağmurunu başlattılar.
KURŞUN YAĞMURUNDAKİ ŞEHADET
Ham metin, o kahramanın son anlarında nasıl bir direniş gösterdiğini, son nefesini nasıl verdiğini bize anlatmaz. Ama biz biliriz ki, Ali Osman Demirezen, kendi evinin dört duvarı arasında, ağır yaralanmasına rağmen, davasının sarsılmazlığıyla ayakta kalmaya çalıştı. O, inancından vazgeçmeyişinin bedelini en ağır şekilde ödedi. 28 Haziran 1980’de, İstanbul’da, kurşunların gölgesinde şehadet mertebesine erişti. O, sadece bir hayatı kaybetmedi; geleceğe adanmışlığıyla yazılmış bir destan bıraktı.
KİN VE EBEDİ MESAJ
Militanlar, işledikleri cinayetin ardından, utanç verici bir eyleme imza attılar. Şehit edilen ülküdaşımızın cesedi üzerine, kendi kinlerini yansıtan soğuk bir not bıraktılar: “Kanarya’yı faşistlerden temizleyeceğiz.”
Bu yazı, Ali Osman Demirezen’in fedakârlığının büyüklüğünün bir nişanesiydi. Düşmanın, onun varlığından ve duruşundan duyduğu korku, bu vandalizmle belgelenmişti. Onlar bir kişiyi susturduklarını sandılar; oysa Ali Osman Demirezen, attığı son adımla Kanarya’da kök salan ülkü meşalesini ebediyete taşımıştı.
“Ali Osman Demirezen, kurşunların gölgesinde şehit oldu, ama adı, zulme karşı duruşun ve sarsılmaz inancın ebedi bir bayrağı olarak göğe çekildi.”