"Bazı hayatlar sadece rakamlarla değil, çelikleşmiş bir imanın ve ateşin gölgesinde yazılır."
KİMLİĞİ VE YÜREĞİNİN ROTASI
Kilis topraklarında dünyaya gözlerini açan Mehmet Eren, henüz gençlik çağında iken ülkücü mücadelenin çağrısına kulak verdi. O sadece bir öğrenciydi; Harita Mühendisliği bölümünde geleceğin yollarını çizmeyi öğreniyordu. Ancak onun asıl mühendisliği, gönül verdiği davanın haritasını çizmek oldu. O, idealist bir ruhun ve sarsılmaz bir inancın sembolüydü. Adı, basit bir kimlik kaydından öte, adanmışlığın bir nişanesiydi.
KONDAKİ OCAK VE KARARLI DURUŞU
Konya’nın çetin ve karanlık günlerinde, Mehmet Eren cephenin ön saflarında görev aldı. Konya Ülkü Ocakları Ortaöğretim masası, onun karargâhıydı. O, sadece bir görevli değil, mücadelenin ateşini harlayan öncülerden biriydi.
Konya’da fırtına dinmek bilmezken, Mehmet Eren duruşundan taviz vermedi. Bu kararlılığın bedelini çok ağır ödedi. Defalarca saldırıya uğradı, defalarca ölümün kıyısından döndü. Her saldırı, onun ocağa olan bağlılığını daha da perçinleyen, çelikleştiren birer sınav oldu. O, geri adım atmayı değil, baskı arttıkça daha da sağlam durmayı seçen bir kahramandı.
ZORUNLU VEDA VE O KARANLIK GÜN
18 Haziran günü, mücadele atmosferinin kaçınılmaz bir sonucu olarak, kader ağlarını ördü. Mehmet Eren, yoldaşlarıyla birlikte tehlikenin kol gezdiği o şehirde bir otomobille hareket halindeydi. Onlar için sıradan bir yolculuk bile, cephede olmaktan farksızdı; yanlarında taşıdıkları her nesne, içinde bulundukları tehlikenin somut bir göstergesiydi.
O an, beklenmedik ve trajik bir kaza yaşandı: Bir arkadaşının kendi silahıyla uğraşırken silah ateş aldı. O kurşun, düşmandan gelmese de, içinde bulundukları savaşın ve gerilimin kaçınılmaz bir yansımasıydı. Mehmet Eren yaralanarak hastaneye kaldırıldı.
ŞEHADETİ: 28 HAZİRAN 1978
Yaralandığı günden itibaren tam on gün boyunca, Mehmet Eren hastane yatağında hayat mücadelesi verdi. Bu on günlük süreç, onun davasına olan son direnişi, son nefesiyle verdiği son mücadeleydi.
Bedenini adadığı mücadelenin ortasında, 28 Haziran 1978 tarihinde, Konya’da hayata gözlerini yumdu. O, düşmana karşı siperde değil, taşıdığı kutsal yükün yarattığı trajik bir anda düştü. Şehadeti, genç bir fidanın henüz filizlenirken en acı şekilde kök salmasıydı. O gün, Konya toprakları sadece bir öğrenciyi değil, davasına adanmış, korkusuz bir öncüyü kaybetmiştir.
"Genç yaşında yüklendiği davanın ağırlığı altında ezilmek yerine, o yükü göğsünde şerefle taşıdı ve 28 Haziran’da imanın en yüce mertebesine yükseldi. Mehmet Eren’in adı, fedakârlığın destanına mühürlenmiştir."