"Milletin yükü omuzlara binince, ömür kısa da olsa destan yazılır. 27 yıllık bir hayat, uğruna şehadet şerbetinin içildiği bir yemin metnidir."
TOPRAĞINDAN FİLİZLENEN YİĞİT
O, bu vatanın en has toprağında, Düzce’nin Gümüşova ilçesine bağlı Adaköy’de doğdu; kaderi, doğduğu yerin adını bir yiğitlik nişanesi olarak tarihe kazımaktı. Adı Mehmet Altun’du. O, sadece bir öğretmen değil, inancının ve davasının sarsılmaz bekçisi, Türk Milliyetçisi Ülkücü ruhun 1970’li yıllardaki çetin mücadelesinin yaşayan timsaliydi.
İMANIN BEDELİ VE YILMAYAN HOCAM
Mehmet Altun, sadece okumakla kalmadı; Bolu Öğretmen Okulu ve Eğitim Enstitüsü’nün sıralarında, bir milletin geleceğini şekillendirecek olan inancın ateşini yaktı. Öğretmen olarak çıktığı yolda, sadece bilgi değil, ruh ve duruş aşıladı. Ancak davasından dönmemenin ağır bir bedeli vardı: O, ideallerinden taviz vermediği için karanlık güçler tarafından "sürgün" cezasına çarptırıldı. Fakat sürgün, onun için bir ceza değil, davasının haklılığının bir nişanesi, cesaretinin mühürüydü. O, unvanları ve rahatı bırakarak, öğretmenlik yaptığı topraklardan ayrılmak zorunda kaldı, ancak mücadelesini kalbinde taşıyarak İstanbul’a, Kartal-Maltepe Sigara Fabrikası'nda idare amiri olarak görevine devam etti. O, nerede olursa olsun, millete hizmet etmenin bir yolunu buldu.
MİLLET YOLUNDA YARIM KALAN YUVA
Hayatının baharında, henüz 27 yaşındaydı. Evliydi ve kucağında geleceğe dair tüm umutlarını taşıyan bir evladı vardı. O, ailesine duyduğu derin sevgiye rağmen, vatan davasını her şeyin üstünde tuttu. O dar ve zorlu yıllarda, ailesinin sıcak yuvası, onun ülkü yolundaki çilesine şahit oldu. O, cephede olmasa bile, cephedeki ruhla yaşadı; evladının geleceği için değil, tüm milletin geleceği için duruş sergiledi.
SON NEFES: DÜZCE PARKINDA KURULAN PUSU
27 Haziran 1977, Düzce için bir utanç ve kahramanlık günüydü. Mehmet Altun, bir görevi yerine getirmek üzere ata yurdu Düzce’de bulunduğu sırada, hain bir pusu kuruldu. O gün, Düzce Belediyesi Parkı’nın önü, adaletin ve inancın bir kez daha sınandığı yer oldu. Kahraman, tek başınaydı; karşısında ise karanlığın silaha sarılmış altı komünist militanı vardı.
O anlar, destansı bir fedakârlığın sessiz çığlığıydı. Mehmet Altun, sayı üstünlüğüne aldırmadan davasının onurunu korudu. Ancak vicdanı olmayan altı el, en alçakça yolu seçti: Hainler, yiğidin sırtından vurdu.
İhanet kurşunları, 27 yaşındaki gencecik bir hayatı söndürse de, Mehmet Altun’un yere düşen bedeni, davasının sonsuza dek ayakta kalacağının yemini oldu. Sırtından vurulmuş olması, onun karşısındaki güçlerin sadece sayısının değil, ahlakının da ne denli çürük olduğunu kanıtladı. O, sırtı dönük değildi; o, milleti için kurşunları göğüslerken, hainlerin karanlık arkadan vuran gölgesiyle yüzleşti.
ADAKÖY’E VEDASIZ DÖNÜŞ
Şehit Mehmet Altun’un cansız bedeni, çıktığı ilk yuvaya, Düzce Gümüşova ilçesi Adaköy’e getirildi. O, davası uğruna okullardan kovulmuş, büyük şehirlerde yaşam mücadelesi vermiş, ancak sonunda doğduğu topraklara, ebedi bir kahraman olarak geri dönmüştü. Adaköy toprağı, 27 yıllık ömrüne sığdırdığı iman ve adanmışlığın bedelini, şehidini kucaklayarak ödedi.
"Bazı hayatlar uzun yaşamak için değil, doğru yaşamak için vardır. Mehmet Altun, o kısacık ömrüyle, bir millete cesaretin ve fedakârlığın nasıl bir miras bırakılacağını 27 Haziran 1977’de yazıp, o gün mühürlemiştir."