"Bazı ruhlar vardır ki, vatanın kara kışında, kalemlerini kılıç niyetine kuşanır ve bir neslin uyanışı için can verirler. Onlar, yalnızca bedenleriyle değil, duruşlarıyla da abideleşir."
TÜRK MİLLİYETÇİSİ ÜLKÜCÜ ŞEHİT HÜSEYİN ADAĞ
39 YILLIK VAZİFE VE MİRAS
O, sadece bir eğitimci değildi; bir direnişin adanmış neferiydi. Türk Milliyetçisi Ülkücü Şehit HÜSEYİN ADAĞ... 39 yıllık ömrü, bir meşale gibi Adana’nın üzerine doğmuştu. Takvimler 1979’u gösterirken, o, sadece bir meslek icra etmiyor, aynı zamanda bir cephe yönetiyordu.
Adana İstiklal Ortaokulu’nun sadece müdürü değil, aynı zamanda gelecek nesillerin ahlakını ve kimliğini inşa eden baş mimarıydı. Yüklenmiş olduğu idealin sarsılmaz temsilcisi olarak, ÜLKÜ-BİR (Ülkücü Öğretmenler Derneği) Adana Şubesi yönetim kurulunda, bilginin ve milli şuurun cephesinde yer alıyordu. Hüseyin Adağ, bilgelikle cesareti harmanlamış, ölüm tehditlerine rağmen davasından zerre sapmamış, adanmış bir öğretmendi.
GÖREVE DOĞRU SON YOLCULUK
Her sabah olduğu gibi, 27 Haziran 1979 sabahı da görev aşkıyla tutuşuyordu. Adana sokakları, o karanlık dönemde, ideolojik çatışmaların gölgesinde kanayan topraklardı; ancak bu korku onun kararlılığını asla bükmedi. O, biliyordu ki, okuluna giden her adım, ülkesinin geleceği için atılmış bir adımdı.
Otomobiliyle Karşıyaka semtinden, ilim yuvasına, öğrencilerine doğru ilerliyordu. Ancak bu sıradan yolculuk, o gün, şehadete yürüyüşe dönüşmek üzereydi. Gölgelerde pusu kuranlar, devrimci solcu-komünist militanlar, bir eğitim liderinin sesini sonsuza dek kısmak için son hazırlıklarını yapıyorlardı.
PEK SİNEMASI’NIN KANLI PUSU
Bu, bir çatışma değil, bir infaz planıydı. Alçaklık, pusunun en karanlık yüzünü göstermişti.
Hüseyin Adağ’ın otomobili, Pek Sineması'nın hizasına geldiği o kader anında, motosiklet üzerindeki iki hain gölge, nefretlerini tabancalarının namlusundan fışkırttı. Süratle yapılan bu kalleş saldırı karşısında, zaman sanki dondu.
Onlar, sadece bir müdürü değil, bir milleti yetiştiren iradeyi hedef almışlardı. Mermi sesleri, Adana semalarında bir kahramanlığın ilanı gibi yankılandı.
ON KURŞUNUN ŞEHADETİ
Gözü dönmüş militanların soğuk mermileri, vatanın geleceğine adanmış bir kalbi susturmak istercesine yağdı. Yağmur gibi yağan kurşunlar, tam on defa, 39 yıllık bir ömrün defterini kapattı. Hüseyin Adağ, direksiyonun başında, görevi esnasında, dimdik yürüdüğü yolun bedelini canıyla ödedi.
Başı direksiyona düştüğünde, yalnızca bir beden değil, aynı zamanda bir devrin fedakarlık yemini toprağa karıştı. Türk Milliyetçisi Hüseyin Adağ, ruhunu göklere teslim ederken, şehadetin en yüce makamına erişti. O, Adana'da, bir okul müdürü olarak değil, inancından dönmeyen, son neferine kadar direnen bir kahraman olarak 27 Haziran 1979 günü olay yerinde şehit düştü.
"Bazı ölümler, sadece bir son değil; ardında bıraktığı ideal uğruna nesilleri ateşleyen ebedi bir başlangıçtır. O, müdür koltuğunda değil, şehadet makamında, cesaret ve adanmışlığın en yüce dersini verdi."