“Bazı hayatlar kısadır, lakin o kısa ömürde verilen son nefes, millete adanmışlık yemininin en yüksek bedelidir.”
I. ANADOLU’NUN ÇELİK İRADESİ: KİMLİK VE ADANMIŞLIK YEMİNİ
O, Edirne’nin Uzunköprü topraklarından filizlenmiş, ruhunda taşıdığı büyük bir davanın ateşiyle İstanbul’a gelmişti. Adı Sabri Kıran’dı. Bir fabrikada alın teri döken, namuslu bir işçiydi. Yirmi üç bahar görmüş, hayatının en taze döneminde, sadece kendi yuvasını kurmakla kalmamış, aynı zamanda ait olduğu büyük ülkücü mücadelenin de neferi olmuştu. Sabri Kıran, gençliğini şahsi zevklerine değil, milletinin geleceğine adamış, bu uğurda en tehlikeli siperlerde yer almayı göze almıştı. O, omuzlarında vatanın ağır yükünü taşıyan, adsız bir kahramandı.
II. YENİ BİR BAŞLANGIÇ VE MİRASIN MÜJDESİ
Daha hayatının baharında, yeni evliliğin getirdiği huzuru tatmakta olan Sabri Kıran, İstanbul’un Zeytinburnu semtinde mütevazı bir yaşam kurmuştu. Gencecikti, önünde uzun yıllar olması beklenirdi. Ancak kader, onun yürüyeceği yolun çetin ve kısa olduğunu yazmıştı. Bu kutlu yürüyüşü daha da anlamlı kılan bir gerçek vardı: Eşi, üç aylık hamileydi. Sabri, yalnızca bir eş ve bir dava adamı değil, aynı zamanda göremeden şehit olacağı bir evladın da babasıydı. Onun fedakârlığı, daha dünyaya gelmemiş bir cana miras kalacak, kanıyla mühürlenmiş bir kahramanlık destanına dönüşecekti.
III. İMANIN VE MÜCADELENİN ATEŞTEN KALBİ
O karanlık günde, İstanbul-Zeytinburnu’nda, Beşinci Telsiz mahallesinde bulunan ve ülküdaşlarının sığınağı olan o kahvede bulunuyordu. Bu kahveler, sadece bir buluşma yeri değil, inancın ve direnişin sembolüydü; hainlerin gözünde hedef tahtasıydı. Oraya gitmek, tehlikeyi bile bile göğüslemek demekti. Sabri Kıran, o gün koltuğunu bırakıp, davasının sıcak cephesinde yer almayı seçti. Bilinmezliğin ve tehdidin ortasında, kararlılıkla duruşunu sergiliyordu.
IV. O KARANLIK BASKIN VE SON DİRENİŞ
26 Haziran’ı 27 Haziran’a bağlayan o uğursuz akşamda, barışa ve birliğe düşman olan devrimci solcu-komünist militanlar, bu masum mekâna alçakça bir baskın düzenledi. Namlular ateş kustu. Kurşunlar, sadece duvarları değil, vatanın istikbalini korumaya çalışan gencecik bedenleri hedef aldı. O çatışmanın ve baskının tam ortasında, Sabri Kıran ağır bir yara aldı. Düşman, canını almak istemişti, ama ruhunu asla esir edemeyecekti. Hastaneye kaldırıldı. Bir gün boyunca, o 23 yaşındaki işçi kahraman, hem hayatla hem de kendisini vuran ihanetle savaştı. Bedenindeki her damla kanı, davasına olan sadakatinin mührüydü. Bir gece direndi. Bir gece, Azrail’e meydan okudu.
V. 27 HAZİRAN 1978: SON NEFES, EBEDİ MİRAS
Takvimler 27 Haziran 1978’i gösterdiğinde, Sabri Kıran o çetin direnişin sonunda, ruhunu Yüce Yaradan’a teslim etti. Henüz hayatının baharında, yirmi üç yaşında, geride 3 aylık hamile eşini bırakarak şehadet mertebesine yükseldi.
O, yeni evlenmişti. O, bir işçiydi. O, bir babaydı. Ama hepsinden öte, o, inandığı değerler uğruna kendi cennetini feda eden bir kahramandı. Onun şehadeti, sadece hayatının sonu değil, aynı zamanda doğacak evladına bırakılan, onurla taşıyacağı bir görevdi. Sabri Kıran, bir merminin susturamadığı, davasıyla sonsuzlaşan bir ses olarak tarihe kazındı.
“Sabri Kıran gitmedi; o sadece, taşıdığı bayrağı, henüz doğmamış evladına ve tüm millete emanet ederek, ölümsüzlerin arasına katıldı.”