"Bazı hayatlar sadece yaşanmaz; bir sancağın en yüksek direği olmak için, sarsılmaz bir imanla feda edilir."
YİĞİDİN KİMLİĞİ VE KÖKLERİ
Tarih, 26 Haziran 1980'i gösterdiğinde, Ankara semaları bir işçinin, bir babanın ve bir ülkü erinin destanına şahitlik edecekti. O, YOZGAT’ın bereketli topraklarından fışkırmış, ancak davasının ateşiyle Ankara’nın Mamak ilçesinde kök salmıştı. Adı HÜSEYİN ÇOBAN’dı. Kırk baharı devirmiş, evinin direği olmuş, dört çocuğuna hem ekmek hem de onur taşımış bir aile reisiyken, aynı zamanda milletinin geleceğine adanmış bir neferdi.
ALIN TERİ VE VİCDAN SÖZÜ
Hüseyin Çoban, sadece ekmeğinin peşinde koşan bir emekçi değildi; o, idealleri uğruna bedel ödemiş bir kahramandı. MKE Gaz Maskesi Fabrikasında alın teri döken bir İŞÇİ olarak, hem sanayinin hem de davanın yükünü omuzluyordu. Ellerinin nasırı, ekmek mücadelesinin; ruhunun yorgunluğu ise memleket mücadelesinin şahidiydi. Ülkücü İşçiler Derneği’nin bir üyesi olarak, inancının gereğini yerine getirmiş, bu kutlu mücadele uğruna defalarca demir parmaklıklar ardında sınanmıştı. O, geri adım atmayan, boyun eğmeyen bir duruşun timsaliydi.
YEMİNİN ŞAFAK VAKTİ
O karanlık güne, 26 Haziran 1980’e uyanış, Hüseyin Çoban için sıradan bir sabah değildi; bu, kaderinin mühürleneceği vakitti. Erken kalktı. Yüce Yaradan’ın huzuruna durdu ve sabah namazını kıldı. Bu ibadet, onun hem ruhi zırhı hem de davasına olan sadakatinin son yeminiydi. Huzurla evinden çıktı. O, sadece işine gitmek üzere bir babaydı; ancak karşısına çıkacak olan gölge, onun son yürüyüşünü ebedi kılacaktı.
KALLEŞLİĞİN ORTASINDAKİ SON DİRENİŞ
Cesaretin en saf hali, bir pusuya hazırlıksız yakalanmak ve yine de sarsılmamaktır. Hain yürekler, karanlık gölgelerde saklanmış, en alçakça anı beklemişlerdi. Devrimci solcu-komünist militanlar, bir işçinin, bir babanın üzerine mermi yağdırmaya cüret ettiler. Onlar, sadece Hüseyin Çoban’ın canına değil, ülkücü hareketin yılmaz ruhuna kurşun sıkıyorlardı. O yiğit, bu kalleş saldırının hedefi oldu.
ŞEHADETİN İKİ KEZ ZAFERİ (26 HAZİRAN 1980)
Kurşunlar bedenini parçaladı, ama ruhunu eğemedi. Ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı, ancak direnişi orada da bitmedi. Hüseyin Çoban’ın yaşam gücü ve imanı öylesine büyüktü ki, ölümün soğuk nefesini iki kez geri püskürttü. Tam İKİ KEZ komadan çıktı; bu, onun hayata ve ailesine olan bağlılığının, mücadelesine olan inancının son feryadıydı.
Ancak, bedeni taşıdığı büyük yaranın ağırlığına daha fazla dayanamadı. 26 Haziran 1980’de, Ankara’da, bir işçi, bir baba, bir ülkü devi, son nefesini vererek ŞEHİT oldu. O, bedenini feda etti, ancak inandığı davanın sancağını en yüksekte tutarak, adını tarihin kahramanlık defterine altın harflerle yazdırdı.
"O, sabah namazından işine giden bir işçiydi. Vurulduğu yerde sadece bir can değil; ülkü uğruna verilen sözün ebedi mühürü de kanla tasdik edildi."