"On sekiz yaş, ömrün baharı değil; vatanın çağrısına verilmiş imzanın kanla mühürlendiği yaştır."
KÜTAHYA'NIN PARLAYAN YILDIZI VE YÜREĞİNDEKİ ATEŞ
25 Haziran 1980’e uzanan o acımasız kış, henüz 18 yaşındaydı. Dünyaya geldiği ve toprağına adanmış olduğu Kütahya’da, 52 Evler semtinde ikamet eden bir fidan. Salih Zencir, sadece Kütahya Lisesi’nin son sınıf öğrencisi değildi; o, okul sıralarında ders kitaplarıyla değil, milletinin geleceği için duyduğu endişeyle meşgul olan, ruhu erken olgunlaşmış bir delikanlıydı.
Başarılıydı, takdir gören ve her daim sevilen bir karakterdi. Ancak onu sadece okul arkadaşları arasında değil, tüm camiada müstesna kılan, üzerinde topladığı güçlü liderlik vasfıydı. O, sırtını dönüp gitmeyi seçmek yerine, herkesin derdiyle ilgilenen, yardımsever bir ağabey, bir yol göstericiydi. Salih, bir öğrenciden çok, idealizmin ve vefanın yaşayan timsaliydi.
ADANMIŞLIĞIN YÜKSEK MERTEBESİ VE LİDERLİK VEFASI
Genç yaşına rağmen, omuzlarına ağır bir yük almıştı. Ülkü Yolu Derneği’nin (ÜYD) 2. Başkanı makamında, ülkenin en karanlık günlerinde adanmışlığın sarsılmaz bir kalesi olmuştu. Kendi kişisel başarısı yetmezmiş gibi, etrafındaki her ülküdaşına da güç veren, yüreğindeki o büyük ateşi herkese yayan bir neferdi. O, sadece bir öğrenci değil, Türkiye’nin geleceği için en ön saflarda duran, duruşuyla herkese ilham veren bir genç liderdi.
İHANETİN GÖLGESİ VE MİLLETİN DAR GÜNÜ
Takvimler 25 Haziran 1980’i gösterdiğinde, Kütahya sokakları dahi, Türkiye’yi saran o büyük kargaşanın, komünistleştirme provaları yapan devrimci solcu-komünistlerin tehdidi altındaydı. Vatanın birliği ve geleceği uğruna verilen bu büyük mücadele, sokakları adeta bir pusu alanına çevirmişti.
O gün, Salih Zencir, ayrılmaz parçası, ülküdaşı Veysel Eraslan’la birlikte 52 Evler semtinin o tanıdık yollarında yürüyordu. Bu, sıradan bir gezi değil, bir duruşun, bir kararlılığın yürüyüşüydü. Ancak ihanet ve hainlik peşinde olanlar, her zaman yaptıkları gibi, doğrudan çarpışmak yerine gölgelerden çıkmayı seçtiler.
SON DURUŞ VE KANLA MÜHÜRLENEN ŞEHADET
Korkakça ve kancıkça kurulmuş o pusu, kahraman gençleri hedef almıştı. Düşman, yüzleşmekten korktuğu idealizmin ve cesaretin üzerine kalleşçe ateş açtı.
O an, bütün umutlar ve yarım kalmış hayallerin çınladığı, tarihin sessiz kaldığı o kritik anda, Salih Zencir, milleti uğruna üzerine yürüyen tehlikeye göğüs gerdi. Henüz 18 yaşındaki o genç lider, açılan ateşle birlikte bulunduğu yerde, Kütahya’nın o sokaklarında şehit oldu. Bir meçhulden gelen kurşun, bir genç ömrü noktalamış; ancak bir destanı ebediyete taşımıştı.
Yanındaki yiğit ülküdaşı Veysel Eraslan ise ağır yaralarla mücadele etti, hastaneye kaldırıldı. Talihsiz bir şekilde tedavisi beklenen sonucu vermedi ve Veysel Eraslan, bedensel bir bedel ödeyerek felçli kaldı; o da ülkücü gazilerin onurlu saflarına katıldı.
Salih Zencir, o karanlık günde, 18 yaşında, bir öğrenci olarak değil, milleti için canını tereddütsüz feda eden bir kahraman olarak tarihin defterine adını kanıyla yazdı. Bir hayatın erken sona ermesiyle, sonsuza dek sürecek bir adanmışlığın simgesi doğdu.
"Adı sadece bir liseli öğrenci olarak kalmadı; Kütahya'nın 18 yaşındaki fedakarlık timsali, şahadet güneşi oldu."