"Görev, bir kalbin taşıyabileceği en ağır zırhtır; ancak o zırh, en saf vicdanın sesiyle delinir."
KİMLİĞİ VE ADANMIŞLIĞIN EŞİĞİ
O, sadece bir öğretmen değildi; ülkülerinin bayrağını en kutsal mekânda, yani okulda taşıyan bir meşaleydi. Türkiye’nin çalkantılı 1979 yılında, evli ve bir çocuk babası olarak, geleceğin mimarı olma sorumluluğunu sırtlanmıştı. Adı Tahsin Karaman'dı.
Onun mesleği sadece ders vermek değil, aynı zamanda karakter inşa etmekti. Esenler’de, bir ilkokulun koridorlarında, genç zihinlere ışık saçan bu adam, aynı zamanda milli ideallerin savunucusu olarak ÜLKÜ-BİR İstanbul şubesine üyeydi; inancı, vicdanı kadar kesindi.
25 HAZİRAN 1979: SON DERS
Takvimler, yazın ilk sıcak günlerinden biri olan 25 Haziran 1979’u gösteriyordu. O gün, İstanbul’un karmaşası içinde, Tahsin Karaman, her zamanki gibi dersini bitirmiş, görev yaptığı ilkokuldan evine, yuvasına doğru yola çıkmıştı. Her adımında, geride bıraktığı umut dolu öğrencilerin ve evde bekleyen ailesinin hayali vardı.
Biliyordu ki, yürüdüğü zemin tehlikelerle doluydu. Ancak bir öğretmenin kalbi, kişisel korkuların üstünde bir şefkatle atar.
BİR ÖĞRETMENİN SON VİCDAN EMRİ
Okul kapısının hemen önü, bilgeliğin bittiği ve karanlığın başladığı o ince çizgiydi. Tam o noktada, yürüyüşünü kesen, tüm planları alt üst eden saf ve masum bir ses duyuldu: Bir öğrencisi, arkasından sesleniyordu.
Tahsin Karaman, tehlikenin varlığını hissetse de, bir çocuğun çağrısını görmezden gelemezdi. O, bir öğretmendi. Vicdanının emriyle, tereddütsüzce durdu ve o sese yöneldi. İşte tam o an, insanlık vazifesini yerine getirmenin bedeli en ağır şekilde ödendi.
Daha önceden okulun giriş kapısının oraya sinsice gizlenmiş, adaletten ve haysiyetten yoksun devrimci solcu-komünist militanlar, durduğu bu anı bir fırsat bilerek kahpece ateş açtılar.
ATEŞ ÇEMBERİ VE EDEBİ SON
Tahsin Karaman, en masumane eylemi gerçekleştirirken, hain kurşunlarla hedef alındı. Aldığı ağır yaralarla yere yığıldığında, sadece bir bedenin değil, bir ulusun masumiyetinin de yaralandığı hissediliyordu. Derhal hastaneye kaldırıldı.
Orada, hayata tutunması için büyük bir mücadele verildi. Ancak bu mücadele, karanlık ideolojilerin yaydığı nefrete karşı koyamadı. Hastanede yapılan bütün çabalara rağmen, Tahsin Karaman kurtarılamayarak Hakk’a yürüdü.
25 Haziran 1979 günü, İstanbul, bir ülkü adamını, fedakâr bir öğretmeni ve davasına adanmış bir kahramanı şehit verdi. O, görev yerinin hemen önünde, bir öğrenciye dönme eylemiyle, hayatının en büyük dersini verdi: Önce vicdan ve görev gelir.
Tahsin Karaman artık sadece bir isim değil, geleceğe uzanan her eli tutmak için duran kahramanca bir fedakarlığın ebedi dersidir.