"Bazı hayatlar, bir coğrafyanın kaderine adanmış sessiz yeminlerdir."
GAZİANTEP’İN YÜREĞİNDEN YÜKSELEN SES
Gaziantep’in kadim topraklarında, Yeşerti (Keflik) Köyü’nde yeşeren bir yiğitti O: Cemal Demir. O, sadece bir eş veya bir baba değildi; o, millete adanmışlığın somutlaşmış haliydi.
SAĞLIK NÖBETİ VE AİLE YUVASI
Hayatı, hizmet ve merhamet üzerine kurulmuştu. Mesleği, Sağlık Memurluğu idi. O, acıları dindiren, şifa dağıtan, insanlığın yanında duran bir yurt hizmetkârıydı. Evliydi ve omuzlarında taşıdığı yük, sadece mesleğinin sorumluluğu değildi; beş evladının geleceği, beş masum canın umuduydu. Sağlık Müdürlüğü’nde çalışırken, bir yandan ailesinin geleceğini inşa ediyor, bir yandan da milletine olan borcunu ödüyordu. O, hayatını adanmışlığın en saf haliyle, sessizce yaşıyordu.
İNANCININ SİPER OLDUĞU ADAM
Cemal Demir’i diğerlerinden ayıran, yüreğinde taşıdığı sarsılmaz inançtı. O, sıradan bir memur değil, Türk Milliyetçisi bir Ülkücüydü. O karanlık dönemde, fikrini saklamak yerine, onu bir bayrak gibi göğsünde taşıyanlardandı. Duruşu, kimliğiydi. Duruşu, alın yazısıydı.
İşte bu yüce adanmışlık, O’nun üzerine bir gölge düşürdü. Karşısında duranlar, O’nun şifa dağıtan ellerine değil, göğsündeki sarsılmaz inanca düşmanlık beslediler. Kayıtlara geçen o soğuk gerçek: O’na kıyanlar, MHP’li olduğu için kıydılar.
KARANLIK BİR İNFAZ EMRİ
25 Haziran 1980, Gaziantep semalarına korkunun ve ihanetin çöktüğü bir gündü. O gün, PKK örgütü yöneticileri, bir masanın etrafında toplandılar. Gündemlerinde ne bir savaş ne de bir cephe vardı; gündemlerinde, vatanına sevdalı bir Sağlık Memurunun hayatı vardı. Cemal Demir'in vatan sevgisi ve duruşu, onların kinini ateşlemişti. Verilen karar, bir hüküm değil, bir alçaklıktı: İnfazına karar verilmişti.
SON ADIM VE EBEDİ FEDAKÂRLIK
Cemal Demir, o kader anında, Hoşgörü mahallesi Cami durağının olduğu yerden geçiyordu. Belki yorgun, belki evlatlarının hayalini kurarak yürüyordu. Ancak O’nun peşinde, önceden planlanmış bir ölüm kol geziyordu.
PKK’lı militanlar—Ali Boyraz ve Mustafa Yöntem—iki karanlık gölge gibi peşine düştüler. Bu, bir çatışma anı değildi; bu, bir cesaret eylemi değil, haince pusu kuranların bekleyişiydi. Bilgiler, O’nun o an neler hissettiğini, son nefesinde dahi geri adım atıp atmadığını kaydetmedi. Ancak biliyoruz ki, kahramanlık; tehlikeyi bilerek, son anına kadar inancından dönmemektir.
Katiller, fırsat bulduklarında saldırdılar. O şifa dağıtan yürek, kurşunlarla hedef alındı. Cemal Demir, milletine hizmet aşkıyla çıktığı o yolda, inancının bedelini canıyla ödeyerek, bir destan gibi ŞEHİT EDİLDİ.
25 Haziran 1980’de Gaziantep’in kalbinde düşen bu yiğit, mesleğini, ailesini ve en önemlisi inancını hayatının önüne koyanların ebedi timsali oldu.
"25 Haziran 1980'de düşen her kurşun, bir bedeni değil, bir milletin vicdanına yazılmış sonsuz bir yemini vurdu."