"Vatanın her köşesi, bir yiğidin imanıyla aydınlanır. Bazı hayatlar, sadece bir tarih aralığına sığmayacak kadar büyüktür; onlar, milletin destanına yazılmıştır."
---
KİMLİK: MİLLETİN YÜREĞİNDEKİ İSİM
Bir millete adanmışlık yemini edenler için, doğduğu yer ve anlamsız detaylar fani kalır. O, bir isimdi: NİHAT ALBAYRAK. Onun kimliği, bir coğrafyanın değil, bir büyük fikrin bayrağıydı. O, Türk Milliyetçiliğinin sarsılmaz kalesi, bir Ülkücüydü. Kendi hayatını değil, uğruna yürüdüğü büyük davanın geleceğini düşündü. Bu adanmışlık, onun mesleğiyle ve ruhuyla bütünleşmişti.
ADANMIŞLIĞIN SINIFI: ÖĞRETMEN YEMİNİ
Mesleği: ÖĞRETMEN. Nihat Albayrak, karanlık ideolojilerin genç zihinleri zehirlemeye çalıştığı en çetin dönemde, İzmir’in sokaklarında sadece harfleri değil, milli şuuru ve vicdanı öğreten bir kahramandı. Onun sınıfı, sadece dört duvar arasına sıkışmış bir oda değil, geleceğin inşa edildiği cephe hattıydı. O, sıradan bir memur değildi; o, Ülkücü Öğretmenler Derneği (ÜLKÜ-BİR) saflarında, kalemini kılıç gibi tutan, idealist bir neferdi.
İzmir, onun görev bölgesi, adanmışlığının şehri oldu. O, ülkü davasını kalbine mühürlemişti. Her adımında, her dersinde, komünizmin ve yıkıcılığın karanlığına karşı bir ışık yakıyordu. Bu ışığı yakmak, o günlerin Türkiye’sinde cesaretin en yüksek bedeliydi.
25 HAZİRAN 1979: SON DERS
Takvimler, büyük fedakârlığın yazılacağı o kara günü gösterdiğinde, Nihat Albayrak, her zamanki gibi inancının yüklediği ağırlığı omuzlarında taşıyordu. O gün, vatan toprağına düşen bir çığlık, hain bir kurşunla kesilecekti.
O anın detaylarını bilmiyoruz. Hangi sokakta, hangi yüzleşmenin ortasında kaldığını bilmiyoruz. Bize aktarılan tek ve en büyük gerçek şudur: Devrimci solcu-komünist bir militan, ideolojisinin nefretini Nihat Albayrak’ın kararlı duruşuna yöneltti. Düşman, bir fikri susturmak için bir bedeni hedef aldı.
Fakat o, ne geri çekildi ne de davasından vazgeçti. O an, bir öğretmenin son nefesini vermeden önceki "vazgeçmeme" yeminidir. O, karanlık silaha karşı durdu ve son adımını, sadece kişisel hayatı için değil, uğruna yaşadığı kutsal değerler için attı. O kurşun, bir biyografiyi bitirmedi; bir destanı başlattı.
ŞEHADETİ VE EBEDİYET
25 Haziran 1979, İzmir’de sadece bir gün batımı yaşanmadı; bir meşale söndürülürken, binlerce meşale birden yandı. Nihat Albayrak, bu hain saldırı sonucu şehit oldu.
O, arkasında doğduğu yeri veya mesleğinin fani makamını değil; davasına duyduğu sarsılmaz sadakati bıraktı. O, yeryüzünden silinmiş bir isim değil, Türk Milliyetçiliğinin zorlu yolunda, genç nesillere rehberlik eden ebedi bir yıldızdır. O, şehadetiyle, ülkesi için can vermekten çekinmeyenlerin zincirine eklenmiş paha biçilmez bir halka oldu.
---
"Şehitler ölmez. Onlar, zamanı aşarak, imanın ve kararlılığın somutlaşmış birer anıtı, milletin kalbindeki sarsılmaz işaret taşı olurlar."