"Bazı hayatlar sadece yaşanmaz, bir davaya mühürlenir. Onlar, ölümü bile bir destanın başlangıcı yaparlar."
MANİSA’NIN IŞIĞI: BİR MİLLET SEVDALISININ KİMLİĞİ
Manisa topraklarının yiğit evladı, Türk Milliyetçiliği davasının sarsılmaz neferi, Şehit Cemil Çöllü. O sadece bir isim değildi; o, 35 yıllık kısa ömrüne adanmışlık, şeref ve vazife sığdıran bir liderdi. Evliydi, geride iki küçük emanet bırakacak kadar merhametli bir baba ve bir eşti. Ama onun hayatı sadece ailesine ait değildi; o, milleti için atan bir kalpti.
Gündüzleri, şifa dağıtan bir Eczacı olarak insanların derdine derman olurken; geceleri, MHP Manisa İl Başkanı olarak ülkücü hareketin bayrağını en yüksekte tutuyordu. Çevresinde öylesine sevilen, öylesine saygı duyulan biriydi ki, onun duruşu Manisa’da umudun ta kendisiydi.
TEHDİTLERİN GÖLGESİNDE İLKE VE VAZİFE
Cemil Çöllü, temsil ettiği davanın ateşten bir gömlek olduğunu biliyordu. Karanlık güçler ve kalleş tuzaklar, onun azmini kırmak için defalarca deneme yaptı. Daha önceden tehdit edilmiş, suikast girişimleriyle karşı karşıya kalmıştı. Ancak bir kahraman, tehditlere boyun eğmez; o, inandığı değerler uğruna yürümeyi seçer. Her yeni gün, Eczanesi’nin kapılarını açarken, sadece ilaç dağıtmakla kalmıyor, aynı zamanda memleket sevgisini, ülkücü ahlakı da dağıtıyordu. Cemil Çöllü, hayatının her anını, adeta yürüyen bir meydan okuma olarak yaşıyordu.
25 HAZİRAN 1979: HİLE İLE GELEN KARANLIK
O kader günü, 25 Haziran 1979’da, Manisa’nın kalbine bir hançer saplanacaktı. Her zamanki gibi görevinin başında, insanlara hizmet ettiği o kutsal mekânda, Eczanesi’ndeydi. O anda, insafsız bir tuzak kuruldu.
Bir ruhu kararmış, vicdanı satılmış bir katil, alçakça bir hileyle içeri girdi. Talep ettiği şey ise, ironik bir şekilde, en masum olanıydı: Aspirin.
Ülküdaşımız, ağabeyimiz Cemil Çöllü, hastasına derman olmanın son görevini yerine getirmek üzere tezgâha doğru eğildi. Bu, onun son fedakârlık eylemi olacaktı. İşte tam o anda, merhamet ve hizmet anında, kızıl katil haince silahını çekti.
ŞEHADETİN SON NEFESİ: DAVANIN MÜHÜRÜ
Sinsi kurşunlar, karanlık bir intikam hırsıyla Cemil Çöllü’nün bedenine saplandı. O, davasının aydınlık yüzüydü; bu yüzden iki mermi doğrudan başını hedef aldı, düşüncelerini susturmak istercesine. Bir diğeri ise, hizmetkâr kalbinin bulunduğu karnına isabet etti.
Ağır yara almış, ama teslim olmamış bir ruhla kanlar içinde kalan ülküdaşımız, derhal hastaneye yetiştirilmek üzere yola çıkarıldı. Bu, hayatının son, zorlu yolculuğuydu. Ancak, yüreğini vatan sevgisiyle doldurmuş kahraman, menzile varamadan, yolda Hakk’a yürüdü.
Cemil Çöllü, 35 yaşında, şifa verdiği mekânda, en alçak hileyle şehit edilerek, ismini Türk Milliyetçiliği tarihine altın harflerle yazdırdı. O, ömrünü vakfettiği yolda, hizmet anında şehadet şerbetini içerek, cesaretin ne olduğunu bir kez daha gösterdi.
"Bazı yaralar kapanmaz, yara izleri ülkücü nesillere birer sancak olur. Cemil Çöllü’nün son adımı, tüm davanın ebedi duruşudur."