"Bazı hayatlar, sadece bir tarih aralığına sığmaz; onlar, uğruna feda edilen bir idealin sonsuzluğuna yazılır."
KİMLİK VE YEMİN
O, sadece bir isim değildi; o, ülkesine adanmış bir yemin, milletinin geleceğine inanan bir ruhun cisimleşmiş haliydi: NECATİ AKKILIÇ.
Bir Türk milliyetçisi, bir Ülkücü Şehit.
Doğduğu yerin kaydı belki satırlara sığmadı, ancak ruhunun doğduğu yer, milletinin kalbiydi. O, coğrafi sınırlara takılmadan, davasının bayrağını en yüksekte tutanlardandı. O'nun kimliği, basit bir kütük kaydından ibaret değildi; O’nun kimliği, mensubu olduğu asil iradeydi.
GURURLU BİR YÜREK VE ALIN TERİ
Necati Akkılıç, hayatını onurlu bir meslekle idame ettiriyordu. O bir ŞOFÖR’dü.
O, sadece bir araç sürmedi; o, davasını kalbinde taşıyan, her yolda vatan sevgisini süren bir neferdi. Direksiyon başında kazandığı her kuruş, ideallerine olan bağlılığını daha da pekiştiriyordu. O, sıradan bir hayatın zorluklarına göğüs gererken, zifiri karanlıkta bile inancının ışığını taşıyordu. O’nun mesleği, bir ömür yolculuğuna çıkışın; bir ülkü uğruna adanmışlığın sembolüydü.
BİR NİSAN GECESİ VE SON YÜRÜYÜŞ
Yıl 1980. Günlerden 02 Nisan. İstanbul, o yılların kanla yıkanan en zorlu şehirlerinden biriydi; sokaklar, ideolojik hesaplaşmaların gölgeleriyle doluydu.
O gece, Necati Akkılıç, Şişli’nin Örnektepe semtinde, Okmeydanı Ortabayır Caddesi üzerinde yürüyordu. Yanında, aynı inanca sahip, aynı ateşte yanan ülküdaşı Zikri Atmaca vardı. Bu yürüyüş, sadece iki arkadaşın günlük güzergâhı değildi; bu, tehlikeye rağmen geri adım atmayan, kararlılıkla ileriye doğru atılan son adımların hikâyesiydi. Onlar, en karanlık caddede bile, inançlarından aldıkları güçle dimdik duruyorlardı.
VATAN İÇİN SÜKÛT EDEN ÇİFTE YILDIZ
Zifiri karanlık, pusu kurmuş hainlerin gölgesiyle aniden yırtıldı.
Karşılarında, komünist militanlar, kalleşçe bir anda namlularını doğrulttular. Yürüyen iki yiğit yürek, acımasız ve gaddarca bir yaylım ateşine tutuldu.
Necati Akkılıç, omuz omuza verdiği ülküdaşıyla birlikte, inancını son nefesine kadar taşıyarak, 02 Nisan 1980 gecesi, yürüdüğü vatan toprağına kahramanlık mühürünü vuran ilk isim oldu. O, cephede değil, sivil hayatının ortasında, sadece inandığı değerler uğruna şehadet makamına erişti.
Ancak bu fedakârlık tek başına kalmadı. Bu hain saldırıda ağır yaralanan Zikri Atmaca da, hastanede verdiği yaşam mücadelesini kaybederek, bir gün sonra, 03 Nisan'da, aynı davanın sancağını taşıyarak şehadet şerbetini içti.
Onların kanları, aynı karanlık caddede, aynı destanın yazıldığını ilan etti. Necati Akkılıç ve Zikri Atmaca, beraber yürümüş, beraber vatan uğruna sükût etmişlerdi.
ÖLÜMSÜZLÜĞE YAZILAN İSTANBUL
Necati Akkılıç, mesleği ne olursa olsun, nerede doğmuş olursa olsun, idealleri uğruna hayatını feda edenlerin destanına adını altın harflerle yazdırdı. O, 02 Nisan 1980 tarihinde, İstanbul'un kalbinde, ülkesine olan bağlılığın bedelini canıyla ödedi.
"Onlar, gölgelerin en kesif olduğu anda bile geri adım atmayanların destanını yazdılar. İsimleri, 1980 Nisanı'nın şahitliğinde, unutulmaz bir yemin olarak mühürlendi."